24.4.25

Son Gelişmeler Işığında İstanbul Depremi

 

 

A map of the sea

AI-generated content may be incorrect.

 

                                            

 2025

 

Marmara Fayı, Kuzey Anadolu Fayı’nın bir parçası. Buradaki plaka yılda yaklaşık 25 mm kayıyor. Ne var ki ilk haritada İstanbul’un hemen altındaki kırmızıyla gösterilen 150 km’lik hat, 1776’dan beri kaymıyor, kilitli durumda; bu da yaklaşık 4 metrelik bir kaymanın gerçekleşmediği anlamına geliyor. Bunun biriken stresinin 7.4 büyüklüğünde bir depreme yol açacağı öngörülüyor. Bu hattın yapısının çok sert olduğu ve derine indiği düşünülüyor; kırılması zor ama kırıldığında ortaya çıkacak enerji büyük.

Kırmızı hattın batısında bir turuncu hat, onun da batısında bir mavi hat yer alıyor. Mavi hat ufak ufak kayıyor (creep), bu kayma esnasında birbirine çok benzer, ufak, tekrarlayan depremler meydana geliyor; bu aktivite oldukça iyi incelenmiş durumda. Muhtemelen buradaki yerküre tabakası kırılgan ve görece zayıf, bu da iyi bir şey çünkü stresi biriktirmiyor. Turuncu hat geçiş hattı olarak tanımlanıyor, burada tekrarlayan deprem sayısı daha az, kayma daha az.

23 Nisan 2025 depremleri ikinci haritada görülüyor. Daha batıdaki 6.2 büyüklüğündeki deprem, doğrudan Marmara Fayı’nın üzerinde, mavi hatta yer alıyor, başka bir deyişle tekrarlayan depremlerden biri.

İki senaryo var: İlki, hareketli mavi hattaki depremler kilitli kırmızı hattın enerjisini azaltıyor ve büyük deprem riskini azaltıyor; ikincisi, mavi hattaki depremler kırmızı hattın sadece ucunu etkiliyor, ana kilide etki etmiyor.

Bir başka önemli değişken kırılmanın ve dolayısıyla deprem dalgalarının yönü. Yapılan incelemeler, kırmızı hattaki kırılmanın İstanbul’a doğru gidecek dalgalar yaratacağını, dolayısıyla depremin daha şiddetli hissedileceğini gösteriyor.

Marmara Fayı çok gelişkin ve çeşitli yöntemlerle, uluslararası işbirliğine dayanan ekipler tarafından inceleniyor ve modelleniyor. Son depremin verileri de bu modellere şu anda işleniyor ve elde edilecek sonuçlara göre tahminler güncellenecek. Şu anki yaygın görüş, son depremin kilitli kırmızı hatta birikmiş stresi azaltmadığı, sadece ucundaki 20 km'lik bölümü etkilediği, bu hattın ya iki (veya daha fazla) yerden kırılarak 7 büyüklüğünde depremlere, ya da tek bir yerden kırılarak 7.4 büyüklüğünde bir depreme yol açacağı yönünde. İki senaryonun öldürücülüğü arasında çok ciddi fark var.

 

İncelenen Makaleler:

https://research.itu.edu.tr/en/publications/three-dimensional-seismic-tomographic-imaging-beneath-the-sea-of-#:~:text=Central%20Basin%20and%20western%20end,the%20main%20characteristics%20of%20supershear

https://archimer.ifremer.fr/doc/00706/81760/86433.pdf#:~:text=may%20provide%20an%20important%20control,MMF%20bends%20and%20changes%20its

https://gfzpublic.gfz-potsdam.de/rest/items/item_5013464_5/component/file_5013797/content#:~:text=local%20slow,the%20influence%20of%20slow%20fault

https://www.nature.com/articles/s41467-019-11016-z#:~:text=Using%20offshore%20geodetic%20observations%2C%20we,ocean%20bottom%20seismometers%20indicates%20complete

https://gfzpublic.gfz-potsdam.de/pubman/faces/ViewItemOverviewPage.jsp?itemId=item_5029503_2#:~:text=apparent%20source,and%20risk%20assessment%20around%20Istanbul

https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1029/2022GL101471

https://www.gfz.de/en/press/news/details/kriechen-und-verhaken-vor-istanbul-systematisches-bild-der-plattengrenze-im-marmara-meer

https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1029/2024GL111460

https://www.researchgate.net/publication/222884306_The_seismotectonics_of_the_Marmara_region_Turkey_Results_from_a_microseismic_experiment

https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0040195120302511

https://www.gfz.de/en/press/news/details/erdbeben-der-staerke-62-und-53-bei-istanbul

https://temblor-net.cdn.ampproject.org/c/s/temblor.net/earthquake-insights/a-magnitude-6-2-quake-strikes-the-marmara-fault-at-site-of-large-historic-earthquakes-near-istanbul-16755/amp/

 

 

7.4.25

Kültür Bakanlığı İçin Bir Vizyon Çalışması

 Temel İlkeler

 

Türkiye sınırları içinde yaratılmış, yaratılan ve yaratılacak kültür yapıtlarını korumak, desteklemek, tanıtmak, gelişmelerine önayak olmak devletin bir önceliğidir. Bu önceliğin yerel ve uluslararası boyutlarda siyasal ve ekonomik sonuçları vardır.

Kültür yapıtlarına erişim bir vatandaşlık hakkıdır. Bunu sağlamak devletin asli görevlerinden biridir – tıpkı güvenlik, sağlık, eğitim, barınma, temel gıda, adalet erişimi gibi. Bunların hepsi, bireysel ve toplumsal hayatı tartışmasız daha iyi kılar; devletin asli görevleri arasında olmalarının nedeni budur.


devamı için tıklayın.

4.4.25

Kuran'da Adalet/Ölçü/Suç/Ceza/Haksızlık

 ALİ İMRAN 3/21. Allah'ın ayetlerini inkar edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere elem verici bir azabı müjdele.

NİSA 4/29. Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yeyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder.

NİSA 4/30. Bunu kim aşırı giderek haksızlıkla yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu, Allah'a kolaydır.

NİSA 4/58. Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.

NİSA 4/105. Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.

NİSA 4/135. Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.

MAİDE 5/8. Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden Haberdar'dır.

MAİDE 5/42. Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.

MAİDE 5/45. Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.

A'RAF 7/29. De ki: "Rabbim adaleti emretti; her secde yerinde yüzünüzü O'na doğrultun; dinde samimi olarak O'na yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."

YÛNUS 10/27. Kötülük işleyenlere kötülükleri kadar ceza verilir; onların yüzlerini zillet bürür; Allah'a karşı onları savunacak yoktur; yüzleri, geceden kara bir parçayla örtülmüş gibidir. Bunlar cehennemliklerdir, orada temelli kalırlar.

NAHL 16/76. Allah iki adamı misal veriyor: Biri hiçbir şeye gücü yetmeyen bir dilsiz ki efendisine yüktür, nereye gönderse bir hayır çıkmaz; bu, doğru yolda olan, adaletle emreden kimse ile bir olabilir mi?

NAHL 16/90. Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.

NAHL 16/126. Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.

İSRA 17/26. Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma.

İSRA 17/28. Rabbin'den umduğun rahmeti elde etmek için, hak sahiblerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, onlara hiç değilse tatlı bir söz söyle.

İSRA 17/35. Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru teraziyle tartın. Böyle yapmak, sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir.

ENBİYA 21/47. Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz.

HAC 22/39. Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kadir'dir.

HAC 22/60. Bu böyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa, Allah ona, and olsun ki yardım edecektir. Allah şüphesiz, affeder ve bağışlar.

MÜMİNUN 23/62. Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.

ŞUARA 26/177-184. Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

RUM 30/28. Allah size kendinizden bir misal vermektedir: Size verdiğimiz rızıklarda, emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit surette hak sahibi olmalarına razı olur ve birbirinizi saydığınız gibi bu ortaklarınızı sayar mısınız ? Düşünen millete ayetleri böylece uzun uzadıya açıklarız.

SEBE’ 34/25. De ki: "İşlediğimiz suçlardan siz sorumlu olmazsınız, sizin yaptıklarınızdan da biz sorumlu olmayız"

SEBE’ 34/26. De ki: "Rabbimiz sonunda hepimizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder. Adaletle hükmeden, bilen ancak O'dur."

FÂTIR 35/18. Günahkar kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden birşey taşınmaz. Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur; dönüş ancak Allah'adır.

SAFFAT 37/39. Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.

SAFFAT 37/40. Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.

SAD 38/23. "Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."

SAD 38/24. Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.

SAD 38/25. Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.

ZÜMER 39/7. Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir. Kullarının inkarından hoşnut olmaz. Eğer şükrederseniz sizden hoşnut olur. Hiçbir günahkar diğerinin günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir; yaptıklarınızı o zaman size haber verir; çünkü O, kalblerde olanı bilir.

ZÜMER 39/70. Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir.

MÜMİN 40/40. "Kim bir kötülük işlerse ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, inanarak yararlı iş işlerse, işte onlar cennete girerler; orada hesapsız şekilde rızıklanırlar."

ŞÛRA 42/30. Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.

ŞÛRA 42/36-38. Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.

ŞÛRA 42/39. Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar.

AHKAF 46/19. İşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir. Kendilerine haksızlık yapılmaz.

NECM 53/38. Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;

NECM 53/39. İnsan ancak çalıştığına erişir.

NECM 53/40. Onun çalışması şüphesiz görülecektir.

NECM 53/41. Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.

RAHMAN 55/7. O, göğü yükseltmiştir; tartıyı koymuştur.

RAHMAN 55/8. Artık tartıda tecavüz etmeyin.

RAHMAN 55/9. Tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın.

MÜMTEHİNE 60/8. Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah adil olanları sever.

MUTAFFİFİN 83/1-3. İnsanlardan, kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin, vay haline!

ZİLZAL 99/7. Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür.

 

1.4.25

2002-2026: An Assessment

The Justice and Development Party (AKP) in Turkey approaches the completion of nearly a quarter-century in power, thus marking the conclusion of its initial phase. This period, spanning an entire generation, rivals the combined rule of Atatürk and İnönü from 1923 to 1950. Given the significant socioeconomic constraints of that earlier era, along with its limited governmental maneuverability, the 2002-2026 stretch emerges unmistakably as Turkey’s most dominant political epoch.

Throughout this extensive rule, the AKP accomplished five substantial transformations. Firstly, the party engineered the rise of an "Islamic" bourgeoisie—both large-scale and small—enabling its shift from provincial roots to urban prosperity. Partially secularized and increasingly worldly, this class has at times even attempted to transcend AKP’s ideological religious framework. Secondly, AKP dismantled the system of checks and balances. By undermining the legislative, executive, and judicial branches, the party eroded foundational aspects of rule of law, paving the way for autocracy. Thirdly, the AKP systematically demolished freedoms related to expression, media, and political critique, ushering Turkey into a post-truth society by elevating misinformation and normalizing outright lies. Fourthly, AKP dissolved the traditional political role of the military as a self-appointed guardian of the regime, replacing it with military and paramilitary groups loyal solely to autocratic rule, strategically positioned against each other to safeguard regime stability. Finally, by fully empowering religious sects to build their own economic and social ecosystems, the AKP enabled some of the most corrosive forms of religion’s instrumentalization in politics.

Between 2002 and 2015, the AKP indeed delivered improvements across various economic and social indicators—boosting overall economic growth, industrial production, healthcare, education, agriculture, and infrastructure. Yet, the policies enacted post-2015 effectively dismantled these achievements. Significant declines in wealth, equality, income distribution, employment, and development were accompanied by a steep erosion in freedom, solidarity, justice, public ethics, and cultural vibrancy.

Underlying these regressions was the sprawling patronage system erected and solidified by the AKP, now so entrenched as to breed an institutionalized indifference. Rampant corruption, relentless plundering of national resources, and the enrichment drive of the patronage network culminated in Turkey failing to surpass the fate of a Middle Eastern nation squandering its human and natural potential.

In foreign affairs, the AKP rapidly abandoned its initial EU-compliant posture, instead navigating between global powers—namely the U.S., EU, Russia, and China—to carve out regional autonomy. While occasionally successful, such maneuverings were driven more by pragmatic opportunism than ideological coherence or strategic vision, rendering Turkey's long-term international benefits questionable. The Kurdish issue initially saw attempts at resolution, yet later abandonment underscored similar opportunistic calculations, exploiting rather than genuinely addressing social peace.

After twenty-five years, AKP's deeply embedded autocratic patronage structure faces mounting pressure amid widespread societal unrest triggered by aggressive attempts to neutralize political opposition. Clearly, this is no ordinary transition of power but rather a profound struggle over political and social paradigms, hinting at fierce resistance surpassing typical reactions to mere electoral defeat. Anticipating its own dismantling, the autocracy is likely to escalate its use of force, individually and collectively, to unprecedented levels.

Yet two factors offer hope: firstly, a public—particularly the younger generation—that has reached the limits of its patience, and secondly, emerging fissures within the autocratic patronage coalition itself. Early indicators of internal collapse could rapidly spread, engulfing organizational structures and parliamentary dominance akin to a wildfire.The dramatic spectacle of who will seek refuge through which emergency exits remains to be seen.

It is scarcely an exaggeration to frame this struggle as Turkey’s second War of Independence, arising organically from widespread public resolve. Significantly, the CHP, long reluctant to fully commit, appears finally ready to shoulder its historical responsibility. It nonetheless remains crucially insufficient to treat this as solely CHP’s battle. Indeed, significant segments in Anatolia, critical of AKP yet deeply distrustful of CHP, underscore the urgent need for inclusive opposition structures. A nationwide coalition of opposition politicians, local governments, farmers, workers, civil society, and professional associations involving groups such as teachers and health workers, transparently organized and broadly inclusive, is essential.

For this movement to reveal its true strength, it must expand far beyond anti-AKP urban strongholds into the rural heartlands, evolving into a contemporary “Anatolian Defense of Rights Movement.” Only then can Turkey genuinely embark upon meaningful democratic renewal.

2002-2026: Bir Değerlendirme

AKP, neredeyse 25 yıllık bir iktidar dönemiyle ilk fazını tamamlayacak gibi görünüyor. Bütün bir kuşağı kapsayan ve dönüştüren bir süre bu; Atatürk ve İnönü’nün toplamına çok yakın; 1923-1950 döneminin toplumsal ve ekonomik zorlukları göz önünde bulundurulursa ve aslında iktidarın hareket alanının oldukça sınırlı olduğu hesaba katılırsa, Türkiye’nin gördüğü en büyük hakimiyetin 2002-2026 arasında yaşandığını kabul etmek gerek.

Bu uzun dönem içinde AKP beş büyük iş gerçekleştirdi: birincisi, AKP “İslami” bir burjuvazi yarattı, hem büyüğünü hem de küçüğünü yarattı ve serpilmesini sağladı; bu burjuvazi kasabadan çıkıp şehirli oldu, kısmen sekülerleşti, dünyevileşti ve bir anlamda AKP’nin ideolojik dinciliğini aşmaya yeltendi. İkincisi, AKP yasama-yürütme-yargı sistemini parçaladı ve işlevsizleştirdi, güçler ayrılığını yok etti, hukuk devletinin temellerini dinamitledi ve otokrasinin temellerini attı. Üçüncüsü, AKP düşünce özgürlüğünü, haber alma/verme özgürlüğünü, siyasal/toplumsal eleştiri mekanizmalarını yerle bir etti ve bizzat yalanı yücelterek ve sıradanlaştırarak Türkiye’nin de bir hakikat sonrası toplumu haline gelmesini sağladı. Dördüncüsü, AKP ordunun kuruluştan bu yana sürdürdüğü sözde siyaset üstü ama aslında siyaset oyununun sınırlarını ve kurallarını belirleyen gerçek siyasi konumunu, rejimin bekçiliği görevini ortadan kaldırdı ve yerine otokrata bağlı militer ve paramiliter yapılar koydu, bunları birbirlerine karşı konumlayarak otokrasinin güvenliğini temin etmeye çalıştı. Beşincisi, AKP dini cemaatlerin önünü tamamen açarak ekonomik ve toplumsal ekolojiler kurmalarına izin verdi ve dinin siyasete alet edilmesinin en aşındırıcı ve yıpratıcı örneklerini besledi.

2002-2015 arasında AKP çeşitli ekonomik ve toplumsal indikatörlerde ilerlemeler kaydetti; ekonomik büyüklük, üretim, sağlık, eğitim, tarım, altyapı gibi alanlarda olumlu gelişmeler oldu. Ne var ki 2015 sonrası izlenen politikalar bu kazanımların büyük ölçüde yok olmasına yol açtı; refah, eşitlik, gelir dağılımı, işsizlik, kalkınma, enflasyon gibi alanlarda da ciddi çöküşler yaşandı. AKP’nin etkisinin çok büyük kısmı, özgürlüğün, dayanışmanın, adaletin, toplumsal ahlakın ve kültürün daha ileri seviyelere taşınması şöyle dursun, sefil noktalara geriletilmesi şeklinde cisimleşti. 

Bunların temelinde AKP hegemonyasının, yani AKP’nin kurduğu patronaj sisteminin iyice büyümesi, konsolide olması ve buradan kaynaklanan bir umursamazlığa bürünmesi vardı. Yolsuzlukların, ülke kaynaklarının acımasızca sömürülmesinin, çalınmasının, satılmasının ve bütün bunların altında patronajın zenginleştirilmesi güdüsünün olmasının sonucu olarak Türkiye, bugün gelinen noktada kendi potansiyelini ve insanını çarçur eden bir Ortadoğu ülkesi olmanın ötesine geçememiş oldu.

Uluslararası alanda AKP ilk dönemdeki AB-uyumlu tavırlarından çabuk vazgeçti ve bölgesel güç olma iddiasıyla ABD, AB, Rusya ve Çin arasında, bu güçleri birbirlerine karşı kullanmaya çalışarak belirli bir otonomi kazanmaya çalıştı ve yer yer de bunu başardı. Bu başarının altında ideolojik bir kararlılık ve vizyonlu bir stratejiden çok pragmatik bir çıkar hesaplaması yaklaşımı yattığı için orta ve uzun vadede Türkiye’nin gerçek kazanımının ne olduğu tartışmaya açık. Kürt sorununun ilk dönemde çözülmeye çalışılması ama ardından bundan vazgeçilmesi de benzer bir uluslararası hesapçılığın sonucuydu; AKP Kürt sorununu çözmek ve toplumsal barışı sağlamaktansa Kürtleri içeride ve dışarıda kullanmayı yeğledi.

25 yılda Türk toplumunun en derinlerine kök salan bu otokratik patronaj sistemi, güçlü bir politik hasmın bir an önce bertaraf edilmesine yönelik manevraların beklenmedik bir toplumsal tepki çekmesiyle bugün sallanmaya başlamış bulunuyor. Şüphe yok ki bu yapı güçlü, yıkılmasının maliyeti de yapının kurucuları ve destekçileri açısından korkunç büyüklükte. Dolasıyla sıradan bir iktidar değişiminin çok ötesinde, siyasal ve toplumsal bir rejim değişiminin söz konusu olduğunu, buna karşı direncin de bilindik bir iktidar kaybına karşı gösterilecek dirençten çok daha büyük olacağını idrak etmek gerekli. Kendi yıkımını engellemeye çalışacak otokrasi, bireysel ve kitlesel müdahalelerinde bugüne kadar görülenden çok daha gözü kara hale gelebilir.

Burada umut veren iki faktör bulunuyor; ilki halkın ve özellikle genç nüfusun artık sabır gösteremeyecek bir noktaya gelmiş olması, ikincisiyse otokratik patronaj koalisyonunda yaşanacak sinir bozulması ve çözülmeler. Ufak emarelerinin görünmeye başladığı bu çözülme geometrik bir hızla yayılma ve gerçek bir kapalı çarşı yangını haline gelme, AKP’nin örgütsel yapısına ve Meclis hakimiyetine sirayet etme potansiyeline sahip. Patronajda yer alan şirket ve kurumlara yönelik tüketici boykotu, genel grev, vergi ertelenmesi gibi ekonomik araçların devreye girmesinde kitleselleşme ve yaygınlaşmanın önemli olacağı öngörülebilir. CHP'nin Meclis aritmetiğini göz ardı etmemesi ve bir yandan muhalefetin birlikte hareket etmesini sağlarken bir yandan da AKP-MHP koalisyonunun çözülmesine yönelik çalışmalar yapması (erken seçim için 79 milletvekilinin desteğine ihtiyacı var) akıllıca olabilir. Bu büyüklükte bir kopmanın gerçekleşmesi çok zor görünse de ufak kopuşların bile moral üstünlük yaratacağı aşikar. Böyle bir kapalı çarşı yangını durumunda kimlerin hangi acil çıkış kapılarını kullanacağını hep birlikte izleyeceğiz.

Türkiye’nin bugün ikinci kurtuluş savaşına girişmekte olduğunu ve bunu halkın içinden büyüyen bir iradeyle yaptığını söylemek abartılı olmaz; bu iradenin kendisini ifade etmesine önayak olma konusunda çok uzun süre gönülsüz kalan CHP’nin nihayet tarihsel yükümlülüğünü üstlenmeye başladığı görülüyor

Bunun sadece CHP'nin mücadelesi olmadığını belirtmek gerekir; CHP de bunun kendisinden büyük bir amaç olduğunu söylemeye çalışıyor ama bu yeterli olmayabilir çünkü Anadolu'da iktidardan şikayetçi olup CHP'den nefret eden halk kesiminin ne kadar büyük olduğu biliniyor. Başarı için muhalif siyasilerin, yerel yönetimlerin, çiftçinin, işçinin, sivil halkın, öğretmenler ve sağlık çalışanları gibi meslek kuruluşlarının ortak zemini olacak yapıların yurt sathına yayılması ve çalışmalarının şeffaf bir biçimde geniş halk kitlelerine duyurulması, bu kitlelerin katılımının sağlanması şart görünüyor. Hareketin gerçek gücünü göstermesi, ancak İstanbul gibi metropollerin dışına ve zaten AKP muhalifi kitlelerin ötesine geçmesiyle ve bir “Anadolu Müdafaa-i Hukuk Hareketi” haline gelmesiyle mümkün olacak.

15.3.25

Bankalara Akın 2 - Türkiye Örneği

Koordineli bir terörist grup, hatta sofistike bir siber veya hibrit savaş aktörü, yanlış bilgi, panik ve finansal güvensizlik yaymak için sosyal medyayı kullanarak Türkiye gibi bir ülkede kitlesel bir banka operasyonu düzenleyebilir.

Bir terörist grup öncelikle Türk ekonomisinde enflasyon, kur dalgalanması, yakın zamanda yaşanan ekonomik stres veya bankacılık sektörüne yönelik kamu güveninin sarsılması gibi mevcut zayıflıkları tespit edecektir. Bu zayıflıklardan yararlanarak yanlış bilgilerin daha inandırıcı görünmesini sağlayabilirler.

Grup, bankaların çöküşünün yakın olduğunu, para biriminin devalüasyonunun yaklaştığını, hükümetin tasarruflara el koyduğunu veya büyük bankaların iflas ettiğini öne süren endişe verici (ancak inandırıcı) anlatılar yaratacaktır.

Hükümet yetkilileri, banka CEO'ları ya da Merkez Bankası yetkililerinden alınan ifadelerin manipüle edilmesi ya da uydurulması yanlış bilgilere inandırıcılık kazandıracaktır.

Yüzlerce ya da binlerce koordineli hesap Twitter, Instagram, Facebook, Telegram, TikTok ve WhatsApp grupları gibi platformlarda yanlış bilgileri hızla çoğaltabilir ve yayabilir.

Sosyal medya paniği artırarak kartopu etkisi yaratabilir. Kaygı arttıkça, başlangıçta şüpheci olan bireyler bile “sadece güvende olmak için” ihtiyati para çekme işlemlerine başlar.

Psikolojik bir olgu olan “sürü davranışı” hızla etkisini gösterecek, bireyler birikimlerini korumak için diğerlerinin eylemlerini takip edecek ve böylece panik daha da kötüleşecektir.

Bankacılık web sitelerinin ve uygulamalarının kritik anlarda kesintiye uğraması, paniği ve finansal sistemin çökmek üzere olduğu algısını artıracaktır.

ATM ağlarının veya mobil bankacılık hizmetlerinin geçici olarak kesintiye uğraması korkuları artıracak ve yanlış bilgilerin daha inandırıcı görünmesine neden olacaktır.

Eş zamanlı kitlesel para çekme işlemleri başlayacak ve bankaların likiditesini zorlayacaktır.

Bankalar hızlı bir şekilde para çekme limitleri veya kapatmalar uygulayarak istemeden de olsa korkuları doğrulayacak ve daha da derin bir paniği tetikleyecektir.

Ekonomik kriz hızla tırmanacak ve daha önce tartışılan şiddetli durgunluk, banka iflasları, para biriminin çökmesi ve yaygın sosyal istikrarsızlık gibi felaket senaryolarıyla sonuçlanacaktır.

Sosyal medya ve siber taktikler aracılığıyla finansal bir panik düzenleyen merkezi olmayan, küresel olarak dağılmış bir terörist grubu yakalamak ve etkisiz hale getirmek zor olsa da imkansız değil. Zorlukları şöyle sıralamak mümkün:

Saldırganlar şifreleme, VPN'ler, proxy sunucuları, anonimleştirilmiş sosyal medya hesapları, kripto para ödemeleri ve dark-web iletişim kanallarını kullanabilir.

Merkezi olmayan hücreler veya birden fazla yargı bölgesinden bağımsız olarak çalışan gevşek bağlantılı bireyler soruşturma ve iadeyi zorlaştırıyor.

Siber suç yasalarındaki farklılıklar, sınırlı suçlu iadesi anlaşmaları ve ülkeler arasındaki diplomatik gerilimler hızlı hareket etmeyi büyük ölçüde engelliyor.

Merkezi liderlik veya açıkça tanımlanmış bir komuta yapısı olmadan, geleneksel istihbarat toplama ve sızma çabaları ciddi sınırlamalarla karşı karşıya kalıyor.

Yanlış bilgiyi hızla yayan otomatik bot ağları (botnet), bireysel insan aktörlerin izlenmesini zorlaştırıyor.

Mesajlaşma platformlarının (Signal, Telegram, Matrix) kullanımı, kolluk kuvvetlerinin istihbarat toplama kabiliyetini engelliyor.

Bu engellere rağmen, güvenlik kurumlarının yararlanabileceği gerçekçi stratejiler ve taktikler var:

Gelişmiş yapay zeka odaklı analizler, koordineli davranış kalıplarını tespit ederek yanlış bilgi paylaşan hesap ağlarını belirleyebiliyor.

VPN ve proxy kullanımına rağmen, saldırganlar sıklıkla arkalarında izlenebilecek ince dijital ayak izleri veya operasyonel meta veriler bırakıyorlar.

Ulusal güvenlik kurumları, Interpol, Europol ve istihbarat paylaşım grupları (Beş Göz, NATO müttefikleri, vb.) arasındaki işbirliği tespit yeteneklerini önemli ölçüde geliştiriyor.

Karşılıklı adli yardım anlaşmaları (MLAT'lar) ve diplomatik kanallar aracılığıyla yapılan baskılar genellikle uluslararası soruşturma ve kovuşturmayı kolaylaştırıyor.

Yetkililerle işbirliği yapan sosyal medya platformları şüpheli hesapları hızla dondurabiliyor, analiz edebiliyor ve raporlayabiliyor.

Şirketler, yanlış bilgileri veya koordineli kötü niyetli faaliyetleri erkenden işaretlemek ve karantinaya almak için sofistike tespit araçları kullanabiliyor.

Blok zinciri analiz firmaları (Chainalysis, Elliptic) rutin olarak kripto para işlem kalıplarını belirleyerek terörist grup finansmanının izini sürüyor.

Uluslararası mali istihbarat kurumları düzenli olarak bilgi paylaşarak finansman kaynaklarının izlenmesini mümkün kılıyor.

Bu ciddi zorluklar göz önüne alındığında, siber güvenlik önlemleri, kamu direnci, etkin mali gözetim ve proaktif karşı-yanlış bilgilendirme stratejileri yoluyla önleme hayati önem taşımaya devam ediyor. Bir saldırı bir ekonomiyi istikrarsızlaştırmayı başardığında, zararın azaltılması, ilk başta saldırının engellenmesinden çok daha zor.

Bir devlet başka bir ülkeyi (örneğin Türkiye’yi) hedef almak için büyük sosyal medya şirketleriyle gizlice işbirliği yapabilir, özellikle de bu devlet katılımını gizleyebiliyor veya yasal olarak koruyabiliyorsa.

Büyük teknoloji şirketleri, özellikle de merkezleri güçlü devletlerde (ABD, Çin veya Rusya gibi) ise, genellikle kendi ülke hükümetleriyle yakın ve bazen de kaçınılmaz ilişkilere sahip.

Hükümetler, sosyal medya şirketleri üzerinde şu gerekçelerle gizli bir yaptırım sağlayabiliyor: Ulusal güvenlik, terörle mücadele, dış politika hedefleri ve ekonomik savaş veya yaptırımların uygulanması. Bu tür düzenlemeler tipik olarak gizli hükümet emirlerini, ulusal güvenlik mektuplarını (ABD gibi ülkelerde) veya şirketlerin katılımını açıklamasını engelleyen son derece gizli istihbarat işbirliğini içeriyor.

Böyle bir işbirliği şu şekillerde işleyebilir:

Öneri algoritmalarında gizli ayarlamalarla, hedeflenen ülkede belirli zararlı anlatılar veya yanlış bilgiler öne çıkarılabilir.

Düzeltici veya dengeleyici anlatılar sessizce kısıtlanırken, yanlış bilgi veya paniğe neden olacak içeriğin gelişmesine seçici olarak izin verilebilir.

Hedeflenen ülkenin resmi hükümet mesajlarına gizlice öncelik verilmeyebilir, böylece meşru güvencelerin etkisiz hale getirilmesi sağlanabilir.

Hedeflenen nüfus içindeki kullanıcı hassasiyetleri, davranışları, eğilimleri ve zayıflıkları hakkında ayrıntılı veriler devlet aktörleriyle paylaşılabilir  ve böylece son derece etkili olabilecek yanlış bilgilendirme kampanyaları geliştirilebilir.

İstikrarsızlaştırmayı artıran duygusal tetikleyiciler, ekonomik kırılganlıklar ve etkili mesajlaşma stratejileri hakkında analitik içgörüler sağlanabilir.

İşbirliği yapılan devletin güçlü yasal yapıları (ulusal güvenlik mevzuatı, gizlilik yasaları veya yargı denetimi sınırlamaları) mutlak gizliliği sağlayarak hedeflenen devletler tarafından ifşa edilmesini veya yasal olarak uygulanmasını engelleyebilir.

İşbirliği yüz yüze toplantılar, güvenli kanallar ya da dolaylı aracılar (özel istihbarat yüklenicileri) yoluyla organize edilerek belgeleme en aza indirilir.

Sosyal medya şirketleri, eylemleri rutin moderasyon ya da teknik algoritma ayarlamaları olarak gösterebilir.

Burada çeşitli zorluklar ve riskler var hiç kuşkusuz. İçeriden sızıntılar, maruz kalınabilecek en büyük güvenlik açığına neden olabilir. Diğer ülkelerden istihbarat servisleri veya araştırmacı gazeteciler anormallikleri ortaya çıkarabilir ve olağandışı kalıpları araştırabilir. Bağımsız siber güvenlik veya akademik ekipler tarafından yapılacak teknik denetimler algoritmik önyargıları, anormallikleri veya şüpheli moderasyon modellerini tespit edebilir. Organizasyonun ifşa edilmesi uluslararası ilişkilere ciddi zarar verebilir, misilleme eylemlerini tetikleyebilir ve potansiyel olarak hem devlete hem de ilgili şirketlere karşı küresel bir tepkiye yol açabilir.


Türkiye ağır bir banka batışıyla karşı karşıya kalsa ve ödeme gücü için büyük miktarda dış yardıma ihtiyaç duysa, başta Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası, Avrupa kurumları veya güçlü iki taraflı kreditörler olmak üzere uluslararası kreditörler tarafından muhtemelen bazı katı koşullar dayatılacak.

Büyük ölçekli dış yardım paketleriyle ilişkilendirilen gerçekçi koşullar ve yapısal talepler genellikle şöyle oluyor:

Başta sübvansiyonlar, sosyal yardım programları ve büyük kamu yatırım projeleri olmak üzere hükümet harcamalarında kesintiler.

Vergi tabanlarının genişletilmesi, KDV ve kurumlar/kişisel gelir vergilerinin artırılması ve vergi toplama etkinliğinin iyileştirilmesi.

Para birimini istikrara kavuşturmak ve enflasyonu kontrol altına almak için zorunlu kılınan faiz oranlarındaki keskin artışlar, ekonomide ani daralmaya neden olacak.

Verimliliği artırmak ve devlet yükümlülüklerini azaltmak için kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) zorunlu satışı.

İflas eden bankaların kapatılması, daha sıkı düzenleyici çerçeveler ve şeffaflık zorunlulukları da dahil olmak üzere bankaların zorla yeniden sermayelendirilmesi, yeniden yapılandırılması veya konsolidasyonu.

Bürokratik engellerin azaltılması, iş kanunlarında reform yapılması, yabancı yatırım kurallarının hafifletilmesi ve korumacı politikaların kaldırılması.

Daha güvenilir, piyasa temelli bir döviz kuruna geçiş veya aşırı durumlarda sermaye kaçışını önlemek için geçici döviz kontrolleri.

Rezervlerin daha şeffaf bir şekilde yönetilmesi ve döviz piyasasına müdahale için katı kurallar getirilmesi.

Sıkı uluslararası mali standartların uygulanması, bankacılık ve kamu sektörü finansmanının açık bir şekilde denetlenmesi ve mali operasyonların zorunlu olarak kamuya açıklanması.

Sıkı bir yolsuzlukla mücadele mevzuatı, bağımsız yargı denetimi ve kamu harcamalarında şeffaflığı izlemek için güçlendirilmiş düzenleyici kurumların uygulamaya konulması.

Borç vadelerini uzatmak, faiz oranlarını düşürmek veya kısmi borç affını kabul etmek için tahvil sahipleri, borç verenler veya iki taraflı alacaklılarla dış borçların yeniden müzakere edilmesi.

Yardım, reformlar ve mali disiplinle ilgili net, ölçülebilir kilometre taşlarına dayalı olarak aşamalı olarak serbest bırakılması.

Kemer sıkma politikalarının insani etkilerini hafifletmek ve sosyal istikrarı sağlamak için hedefe yönelik sosyal yardım programlarının uygulamaya konulması ve fonların açıkça hassas durumdaki nüfuslara tahsis edilmesi.

Merkez bankası bağımsızlığı, düzenleyici gözetim organları, yargı bağımsızlığı ve parlamento denetiminin iyileştirilmesine yönelik şartlı yükümlülükler.

Uluslararası kuruluşlara (IMF, AB, Dünya Bankası) düzenli raporlama yükümlülükleri, sürekli izleme ve ilerleme ve uyumun periyodik bağımsız incelemeleri.


Bu koşullar Türkiye'nin acil ödeme gücü sorunlarını istikrara kavuşturur ama kemer sıkma ve ekonomik daralma nedeniyle başlangıçta sıkıntı ve sosyal gerilime neden olması muhtemel. Uzun vadeli iyileşme ve istikrar büyük ölçüde siyasi kararlılığa, reformların etkili bir şekilde uygulanmasına ve toplumun bu tür yardımların gerektirdiği kısa vadeli acılara karşı dirençli olmasına bağlı.


(chatGPT desteğiyle)

14.3.25

Bankalara Akın: Gizli Sosyal Medya Operasyonları

Günümüzün dijital olarak birbirine bağlı dünyasında, bir devletin ekonomik, sosyal veya politik olarak başka bir ülkeyi hedef almak üzere önde gelen sosyal medya şirketleriyle gizli bir işbirliği yapması sadece spekülatif bir senaryo değil, gayet mümkün ve giderek de daha gerçekçi hale geliyor. Bu tür gizli işbirlikleri, günümüzdeki jeopolitik manipülasyonların ve siber savaşların en karmaşık biçimlerinden birini oluşturuyor ve egemenlik, hesap verebilirlik ve uluslararası ilişkiler açısından ciddi endişelere yol açıyor.

Bir devletin böyle bir operasyonu yönetme yeteneği, büyük ölçüde kendi yetki alanındaki sosyal medya şirketleri üzerindeki etkisine ve gücüne bağlı. Güçlü devletler genellikle kendi sınırları içinde merkezlenen büyük teknoloji firmalarıyla kaçınılmaz ve ayrıcalıklı ilişkilere sahip. Ulusal güvenlik, terörle mücadele, dış politika hedefleri veya ekonomik savaş stratejileri adı altında bir hükümet, rakip ülkeleri hedef alan operasyonlarda sosyal medya devlerinden gizlice yardım isteyebilir veya onları işbirliğine zorlayabilir.

Operasyonel olarak böyle bir gizli işbirliği birçok şekilde ortaya çıkabilir. Gizli fakat son derece etkili yöntemlerden biri, Twitter, Facebook, TikTok veya Instagram gibi platformların algoritmik davranışlarında yapılacak gizli ayarlamalar. Algoritmalar, panik yaratan yanlış bilgi ve zararlı anlatıların etkisini artırmak için gizlice değiştirilebilir ve hedef ülkede istikrarsızlık ve kaosa yol açabilir. Buna karşılık hükümetlerin yanlış bilgilere karşı mücadele veya vatandaşlarını rahatlatma amaçlı resmi girişimleri sessizce önemsizleştirilerek, resmi iletişim etkisiz hale getirilebilir.

İçerik denetleme politikalarının seçici bir biçimde uygulanması da olası bir operasyon yöntemi. Platformlar, istikrar bozucu içeriklere yönelik denetlemeleri kasıtlı olarak geciktirerek veya görmezden gelerek zararlı yanlış bilgilerin yayılmasına izin verebilir veya bunu teşvik edebilir. Aynı anda da istikrarı, huzuru veya hükümet şeffaflığını destekleyen içerikler belirsiz veya teknik gerekçelerle hızla kaldırılabilir. Bu dengesizlik, hedef ülkedeki psikolojik manipülasyonu ve paniği büyük ölçüde artırabilir.

Ayrıca sosyal medya şirketleri ile operasyonu yürüten devlet arasında doğrudan istihbarat paylaşımı da mümkün. Detaylı analitik veriler aracılığıyla platformlar vatandaşların hassasiyetleri, davranış kalıpları, duygusal tetikleyicileri ve ekonomik güvensizlikleri hakkında gizli bilgiler sağlayabilir. Bu veriler, dezenformasyon kampanyalarının etkinliğini büyük ölçüde artırarak istikrarsızlaştırıcı etkiyi derinleştirebilir.

Elbette gizlilik ve inkâr edilebilirlik bu tür operasyonların vazgeçilmez unsurları. Güçlü devletlerde bulunan ulusal güvenlik veya gizlilik kanunları gibi hukuki çerçeveler, bu faaliyetleri dışarıdan gelecek soruşturma veya müdahalelerden etkili bir şekilde koruyor. İşbirliği yapan platformlar, hükümet baskısı altında, herhangi bir şüpheli eylemi algoritmik ayarlamalara, rutin moderasyon uygulamalarına veya şirket içi politikalara bağlayarak inkâr imkanları sağlayabilir. Bu tür operasyonların gizliliği güvenli iletişim kanalları, minimum belgeleme ve özenle yönetilen aracılar aracılığıyla sağlanıyor ve hedef ülkelerin soruşturma veya adli çalışmalarını büyük ölçüde zorlaştırıyor.

Ancak bu tür gizli işbirliklerinin önemli riskleri de var. Sosyal medya şirketlerindeki iç kaynakların veya operasyonel hataların ifşasına yol açma ihtimali yüksek. Bağımsız siber güvenlik araştırmacıları, araştırmacı gazeteciler veya yabancı istihbarat kurumları, dijital adli inceleme veya veri analitiği ile anormallikleri tespit edebilir ve gizli operasyonları açığa çıkarabilirler. Açığa çıkması durumunda uluslararası tepkiler çok ciddi olabilir; bu, diplomatik izolasyona, yaptırımlara ve şirket itibarlarında büyük zararlara yol açabilir.

Bugün güçlü devletlerin önde gelen sosyal medya şirketleriyle gizli işbirliği yaparak başka bir ülkede büyük çaplı bir banka paniğini tetiklemesi, bu tür bir operasyonun en olası ve tehlikeli biçimlerinden birini oluşturuyor. Böylesi örtülü ortaklıklar, hedeflenen ülkede yıkıcı finansal panik, ekonomik kriz ve kalıcı toplumsal istikrarsızlığa neden olabilir.

Bu saldırının temel stratejisi, bankalardan ani ve kitlesel para çekimlerini tetiklemek amacıyla özenle düzenlenmiş sosyal medya manipülasyonuna dayanıyor. Saldırgan devlet kendi sınırları içerisinde faaliyet gösteren büyük sosyal medya şirketlerinin algoritmalarını gizlice değiştirerek, banka iflası, para birimi değer kaybı veya ekonomik çöküş gibi paniği tetikleyici yanlış bilgileri ve korku uyandıran anlatıları büyütebilir. Eşzamanlı olarak hedef ülkenin resmi makamlarının güvence veren mesajları sosyal medya platformlarında kasıtlı olarak bastırılabilir veya yayılmaları engellenebilir, böylece halkın paniği derinleştirilir.

İçerik denetim politikalarının seçici olarak uygulanması da dezenformasyonun hızla yayılmasına olanak tanıyor. Platformlar, zararlı yanlış bilgilerin kaldırılmasını kasıtlı olarak geciktirirken, istikrarı sağlayıcı gerçek içerikleri belirsiz gerekçelerle engelleyebilir veya hızlıca kaldırabilir. Sosyal medya platformlarından elde edilen hassas analitik verilerin gizlice paylaşılması devlet tarafından organize edilen, merkezi olmayan, küresel çapta dağınık yapıdaki psikolojik ve enformasyonel müdahaleleri daha etkili hale getiriyor.

Saldırgan devlet, operasyonu gerçekleştirmek ve izlerini gizlemek amacıyla küresel çapta yayılmış, merkezi olmayan bir örgütlenme kurabilir. Böyle bir yapı sorumluların belirlenmesini, yakalanmasını ve yargılanmasını hedef ülke açısından neredeyse imkansız hale getirir. Uluslararası yasal farklılıklar, diplomatik karmaşıklıklar ve belirgin bir merkezi liderliğin bulunmaması gibi faktörler, hedef ülkenin karşı önlemler almasını ciddi ölçüde zorlaştırır. Devletin yakalanma riski kabul edilebilir eşiği aşarsa, saldırgan devlet bu yapıyı derhal bağımsız bir terör örgütü ilan ederek üyelerini acımasızca ve alenen cezalandırabilir.

Böyle bir operasyonun sonuçları elbette ağır olur. Hedeflenen ülke, nakit rezervlerinin hızlı tükenmesi, banka iflasları, finans kurumlarına duyulan güvenin çökmesi ve ciddi ölçüde para değer kaybıyla karşılaşır. Bu olaylar hızla toplumsal huzursuzluğa, ekonomik daralmaya ve uzun süreli yapısal ekonomik hasarlara dönüşebilir.

Ancak bu tür bir operasyonun riskleri de büyük. Sosyal medya şirketleri içerisindeki muhbirler veya operasyonel hatalar saldırının ifşa edilmesine yol açabilir. Siber güvenlik uzmanları, bağımsız araştırmacılar veya uluslararası istihbarat işbirlikleri, manipülasyonun izini sürerek saldırgan devletin kimliğine ulaşabilir. Bu durum uluslararası arenada ciddi tepkilere, diplomatik izolasyona ve ağır yaptırımlara neden olabilir.

Sonuç olarak, güçlü devletlerle büyük sosyal medya şirketleri arasındaki gizli ortaklık, günümüz jeopolitiği ve siber savaş açısından gerçekçi bir senaryo. Yeterli teşvikler, koruyucu hukuki çerçeveler ve etkin gizleme stratejileri sayesinde devletler, sosyal medya devlerini kullanarak uluslararası ilişkilerin ve siber güvenliğin dinamiklerini derinden değiştiren yıkıcı operasyonlar yürütebilir.

(chatGPT desteğiyle)

Bank Run: Covert Social Media Ops

 In today's digitally interconnected world, the prospect of a state clandestinely cooperating with leading social media companies to target another country economically, socially, or politically is not merely speculative—it's highly feasible and increasingly realistic. Such covert partnerships represent one of the most sophisticated forms of contemporary geopolitical manipulation and cyber warfare, raising serious concerns about sovereignty, accountability, and international relations.

A state's ability to orchestrate such an operation rests heavily on its influence and leverage over social media corporations, particularly those based within its jurisdiction. Powerful states frequently enjoy privileged, often unavoidable relationships with major tech firms headquartered within their territories. Under the auspices of national security, counter-terrorism efforts, foreign policy agendas, or economic warfare strategies, a government can clandestinely request or compel a social media giant to assist in operations targeting rival countries.

Operationally, such covert cooperation could manifest in multiple ways. One subtle yet highly effective method would be secretive adjustments to algorithmic behaviors on platforms like Twitter, Facebook, TikTok, or Instagram. Algorithms could be covertly altered to amplify panic-inducing misinformation or harmful narratives, fostering instability and chaos in the targeted nation. Conversely, legitimate governmental efforts to counter misinformation or reassure citizens could be quietly deprioritized, rendering official communications ineffective.

Selective enforcement of content moderation policies also presents a plausible operational pathway. Platforms might covertly permit or even subtly promote harmful misinformation by intentionally delaying or ignoring moderation actions against destabilizing content. At the same time, content promoting stability, calmness, or governmental transparency could be swiftly removed under vague or technical justifications. This imbalance can significantly amplify psychological manipulation and panic within the target country.

Moreover, direct intelligence-sharing between social media companies and the orchestrating state is entirely conceivable. Through detailed analytics, platforms could secretly provide sensitive data about citizens' vulnerabilities, behavioral patterns, emotional triggers, and economic insecurities. Such data would greatly enhance the effectiveness of misinformation campaigns, significantly magnifying the destabilizing impact.

Of course, secrecy and deniability remain critical to these operations. Legal frameworks, such as national security legislation or secrecy acts in powerful states, would effectively shield these activities from external scrutiny or enforcement. The cooperating platforms, facing governmental pressure, could maintain plausible deniability by attributing any suspicious actions to algorithmic adjustments, routine moderation practices, or internal corporate policies. The clandestine nature of such operations would be safeguarded through secure communication channels, minimal documentation, and carefully managed intermediaries, thus complicating investigative or forensic efforts by targeted nations.

However, such clandestine collaborations are not without significant risks. Internal whistleblowers represent the greatest vulnerability, as insiders aware of unethical practices might disclose operations to media or investigative bodies. Additionally, independent cybersecurity researchers, investigative journalists, or foreign intelligence agencies could potentially detect anomalies through digital forensics or data analytics, exposing clandestine operations. If revealed, the geopolitical backlash could be severe, resulting in international condemnation, retaliatory measures, significant damage to corporate reputations, and lasting diplomatic consequences.

Historical precedents, such as the NSA PRISM revelations, Russian digital interference campaigns, or even the Cambridge Analytica scandal, underscore that such clandestine state-corporate cooperation is not merely hypothetical but has occurred and likely continues at various scales worldwide. Thus, while direct collaboration explicitly intended to destabilize another country's economy or social fabric would be exceptionally high-risk, it remains realistically plausible, particularly within contexts of intense geopolitical rivalry or conflict.

In today's digitally interconnected world, one of the most severe threats a state could clandestinely orchestrate through cooperation with leading social media companies is the deliberate induction of a massive bank run in another country. By manipulating social media platforms and exploiting digital channels, an aggressor state could inflict catastrophic financial panic, economic disruption, and lasting societal instability on its target.

The primary strategy would involve carefully orchestrated social media manipulation designed explicitly to induce panic withdrawals from banks, leading directly to a severe financial crisis or bank run. Leveraging powerful social media companies based within their jurisdiction, the aggressor state could clandestinely alter platform algorithms to amplify misinformation or panic-inducing narratives about bank insolvency, currency devaluation, or imminent economic collapse. Simultaneously, these platforms could intentionally deprioritize or subtly obstruct legitimate reassurances from the targeted country's financial authorities and government officials, undermining efforts to calm public fears.

Additionally, selective enforcement of content moderation policies could be deployed to allow the rapid spread of misinformation. Platforms could intentionally delay the removal of alarming false narratives while suppressing authentic communications aimed at stabilizing public confidence. Furthermore, the clandestine provision of sensitive analytical data from social media platforms would empower the decentralized terrorist or proxy groups organized by the aggressor state to tailor highly effective psychological and informational campaigns.

To protect their operation, the aggressor state would likely construct a globally dispersed, decentralized network, involving numerous loosely connected operatives across multiple countries, greatly complicating investigation and attribution. The decentralized structure would provide plausible deniability, creating substantial jurisdictional challenges for targeted nations attempting to identify and prosecute responsible actors. Legal differences, diplomatic complexities, and the absence of clear central leadership would greatly hinder international countermeasures. Should the risk of the state being caught red-handed increase beyond a tolerable threshold, the state would declare this organization a rogue terrorist organization and ruthlessly and publicly persecute its members.

The immediate ramifications would be devastating. The targeted country would experience a rapid depletion of cash reserves, bank insolvencies, a collapse of trust in financial institutions, and severe currency devaluation. These events would likely spiral quickly into social unrest, economic contraction, and lasting structural economic damage.

However, the aggressor state's strategy is not without risk. Internal whistleblowers within social media companies or inadvertent operational mistakes could lead to exposure. Independent cybersecurity researchers, investigative journalists, or international intelligence cooperation could eventually trace the manipulation back to the aggressor state. Exposure would invite severe international backlash, diplomatic isolation, and potentially crippling sanctions.

Historical precedents, such as digital interference and disinformation campaigns observed internationally, demonstrate that such scenarios are not hypothetical. The aggressor state's deliberate use of decentralized global networks, empowered through covert cooperation with major social media firms, highlights an alarming reality in contemporary digital geopolitical warfare.

Thus, while executing such a targeted economic attack remains a high-risk endeavor, its realistic possibility underscores the urgent need for robust cyber defense mechanisms, proactive financial oversight, and international cooperation to quickly detect and neutralize such threats.

In conclusion, the covert partnership between powerful states and major social media platforms to target another nation is a credible scenario within contemporary geopolitics and cyber warfare. Given sufficient incentives, protective legal frameworks, technological sophistication, and effective concealment strategies, states could indeed harness social media giants to execute profoundly disruptive operations, thereby reshaping the dynamics of international relations and cybersecurity profoundly.


(chatGPT-assisted)

13.3.25

7/7: bir dizi çalışması

 7 için, 7 bölümlük bir dizi çalışması.


Sunuş

7, Kronk adında tuhaf ama uluslararası çapta güçlü bir yeraltı dininin uzun zamandır beklenen ikinci peygamberinin beklenmedik biçimde ortaya çıkışını, istemeden yükselişini ve tatsız çöküşünü anlatan, 1990’lar tarzında çekilmiş bir sözde-belgeseldir. Bu hikâyeye paralel olarak, bir aşk ilişkisinin kötüye gidişi de konu edilir.

7, aynı zamanda tutkulu ama kitaplara gömülmüş bir sevgilinin, yoluna çıkan herkese meydan okuyup onları alt eden pervasız bir güç avcısına dönüşen bir kadının hikâyesi olarak da görülebilir.

7, aynı zamanda kendi yarattığı karakterlerin işlerine önce temsilcisini onların arasına yerleştirerek, o işe yaramayınca da doğrudan müdahale ederek burnunu sokan ama böylelikle daha da büyük bir başarısızlığa sürüklenen bir yazarın da hikâyesidir.

 

Notlar

1, 2 ve 3. bölümler görüntü yönetimi açısından aydınlık, renkli, ferah, neşeli; 4 ve 5’te renkler silikleşiyor, ışık loşlaşıyor; 6 ve 7’de karanlık ve kasvet çöküyor.

7 Hakan-Yağmur ilişkisini aşk, seks ve güç eksenlerinde ele alıyor, her eksenin kendine göre bir gelişim eğrisi var ve kademe kademe gidiyorlar. Güç ekseninde dengeler bozulunca (Hakan İkinci olmayı reddedince ve Yağmur nihayet Hakan’ın karşısında yer almak ve onu ezmek zorunda kalınca) diğer iki eksen de çöküyor ama farklı biçimlerde. Örneğin Hakan Yağmur’a sonuna kadar aşık oysa Yağmur değil, en sonunda hala bir biçimde seviyor ama öldürmeyecek kadar değil. Kürtajdan sonra seks bozuluyor, dolmuş tecavüzünde karanlık ve dramatik bir deneyime dönüşüyor, son sahnede neredeyse hastalıklı bir tutkuyla geri dönüyor.

7’nin ayırt edici özelliklerinden biri, yazarın da kurgunun bir parçası olması. Dolayısıyla bir paradoks üstüne kurulu: bir yandan her şeyin nasıl olacağı, sonun ne olacağı en baştan belli (çünkü yazar bunları yazmış) ama aynı zamanda son dakikaya kadar her şeyin değişmesi mümkün (çünkü yazar karakterlerin taleplerine açık).

Son bölümün sonuna kadar gizli kalacak bir nokta: Hakan’ın arkadaşı olan ve dizide izlediğimiz Cem, Kronk’un önderi olan Birinci, ancak 7’nin yazarı Cem Akaş değil (ona benzese de). Son bölümün sonunda Cem Akaş’la (gerçek Cem Akaş değil Cem Akaş’ı canlandıracak başka bir karakterle) yapılan röportajda bu ortaya çıkacak. O noktaya kadar Yağmur önce Cem’in Birinci olduğunu çözecek, fakat sonra onun aynı zamanda Yazar Cem olduğu sonucuna varacak, oysa değil.

Her bölümde “Zaman Zıplamaları” (ZZ) var, Hakan’ı (ve diğer karakterleri) başka yer ve zamanlarda gösteren kısa parçalar bunlar. Yazar Cem’in Hakan için düşündüğü alternatif kurgular, eskizler olarak düşünebiliriz. Yazarın kurgudaki varlığını ve her şeyin yazılı olduğu halde değişebilir olduğunu vurgulamak için gerekli. Bunlar için ayırt edici bir görsel stil lazım, ana anlatıdan ayrıldığımızı gösterecek.

Kitapta Hakan’ın gördüğü 7 rüya anlatılıyor. Bunlar zaman içinde geriye gidiyor; 7. rüya Hakan’ın rahme düştüğü anın rüyası. Hakan için bu rüyalar birer işaret, sonuna geldiğinde her şeyin yoluna gireceğini düşünüyor, yedi rüya göreceğini de hissediyor. Ancak son rüya beklediği gibi çıkmıyor. Ama gerçekten de sonuna geldiğinde her şey çözümleniyor, onun umduğu gibi çözümlenmese de. Bu rüyalar için de görsel bir dil oluşturulmalı.

İnce Bilekliler, Yazar Cem’in kurguya doğrudan müdahale edebilmek için kullandığı aracılar. Birbirlerine benzeseler iyi olur görünüm giyim vs. olarak. Mor tulumları olabilir belki.

7’nin montajının ayırt edici bir yanı var – sahnelerin “lead-up”ı yok, pat diye başlıyor, pat diye de bitiyor, geçiş diye bir şey yok. Buna dikkat etmek lazım.

7 bir sözde-belgesel. Alışıldık belgesellerden farklı olarak hikayesi anlatılan kişilerin duygu dünyalarına da çok ilgi gösteren bir sunucusu var. Dispatches from Elsewhere’deki gibi değil gerçekten dışarıdan olayların gelişimini sunuyor. Ben bunu Ursula K. LeGuin’e benzeyen bir kadın olarak hayal ettim ama başka bir kadın tipi de olabilir tabii. Sunucu başlangıçta nesnel bir ton tutturmuşken sonlara doğru Hakan’a acımaya başlıyor ama yine de Yağmur’a ve yükselişine hayranlığını gizlemiyor.

Belgesel olarak 7 dünyanın gerçekliğine de bağlanıyor. Dünya liderlerinin Kronk selamı verirkenki görüntüleri, dünyanın çeşitli yerlerindeki 7 görüntüleri, mor vs. karşımıza çıkmalı.

7 tam olarak 1989 sonbaharında başlayıp 1990 yazında bitiyor. Bu dönemde Turgut Özal cumhurbaşkanı, Yıldırım Akbulut başbakan, Almanya’da Helmut Kohl, Amerika’da baba Bush, İngiltere’de Margaret Thatcher var. Nurettin Sözen İstanbul’un belediye başkanı. Beckett ölüyor (22 Aralık 1989). Berlin Duvarı’nın yıkılışı (13 Haziran 1990 ve sonrası). 1990’da önemli olaylar: terör cinayetleri – Muammer Aksoy ve Çetin Emeç. Kara Kitap çıktı. Mandela serbest kaldı. Dizi boyunca bunlara gönderme yapılabilir.

Kitapta Hakan 27, Yağmur 28 yaşında. Dizide Yağmur 35 olabilir.

Hakan, rol yaptığını bilen bir karakter – Yazar Cem’in son bölümün sonunda açıklayacağı gibi, ona verilmiş bir söz sonucu bu rolü almış. Bunu arada ufak mimiklerle gösterebilir – doğrudan kameraya mimik yapmak (“Crashing”) gibi değil de kendi kendine. Mesela Yağmur’la dükkanda ilk karşılaştığında “Hmm, güzel kız vermişler aferin” demek gibi. Bu da yine kurgunun, kurgu olduğu bilgisini içermesi açısından önemli.

7 Hakan’ın hikayesi olarak başlayıp Yağmur’un hikayesi olarak bitiyor. Hakan zıpkın gibi başlayıp silik bir karakter olarak ömrünü sonlandırırken, Yağmur’un şahinleşmesini, hedefe kitlenişini, sürekli yüz değiştirmesini ibretle izliyoruz; o kadar ki sonunda yazarına bile meydan okuyor (ve kazanıyor).

Kronk kitabından alınmış ve Kronk’un doğrudan peygamberiyle konuştuğu bölümleri canlandırmak mümkün olabilir – boş bir sinema salonunda perdede akan dünya hali görüntülerini izleyen, karanlıkta oturan, bizim arkadan karaltı olarak gördüğümüz iki adam konuşuyor.

Sinopsiste parantez içi sayılar, kitaptaki bölüm numaralarına işaret ediyor.


Tamamı için tıklayın.

23.2.25

kitapçılar, kütüphaneler, kitaplar, okurlar - bir öneri

kitapçı gezmek zevkli, ama internette de kitap ucuz. kitapçı gezip gördüğün kitabı internetten alınca kitapçılar batıyor. ne yapmalı?

yazılı düşünüyorum: kitapçıların hepsi online'a geçse ve dükkan kapatsa. belediye ve devlet kütüphaneleri artsa ve işlevsel hale gelse - gece 10'a kadar açık kalsa ve koleksiyonunu hep güncel tutsa, hem sahaf hem kitapçı içeriğine sahip olsa.

kütüphaneye gelenler gördükleri kitabı satın almak isterse kütüphane wifi'yı üzerinden ulusal kitapçı dizinine erişse, türkiye'deki bütün kitapçıları harita üzerinden görse ve dilediğini seçse, kitabı oradan alsa. her işlemden kart komisyonu gibi kütüphaneye ufak bir para düşse.

her kitabın online-offline satılabileceği minimum eder sabitlense, böylece kütüphanedeyken satın almak maddi bir dezavantaj yaratmasa, kitapçılar da amazon gibi devlere karşı baştan yenilmese. müşteriyi kendilerine bağlamak için fiyat dışı stratejiler geliştirseler.

kitap satın alacak gücü olmayanlar yaygın ve gelişkin kütüphanelerden yararlanıyor olsa. kütüphanedeyken ekitaplara da erişilebilse ama fiziksel kitap gibi kopya adedi sınırlı olsa ve sadece 2 hafta boyunca kullanılabilse.

kütüphane üyeliği cüzi bir ücret karşılığında yıllık olarak alınsa, 18 yaş altına ve 65 yaş üstüne ücretsiz olsa.