30.6.26

ep: this raid

dört eski şarkım için yeni kayıtlar yaptım:



ep -this raid (tüm parçalar peşpeşe)

nothing is certain

sweet demise 

(daha karanlık 2025 versiyonu burada.)

this raid

the joy the madness and the fear


söz ve müzik bana ait ("the joy"da sözler cioran'ın!), ben söylüyorum, düzenlemeleri kendim yaptım, sonrasında yapay zeka (suno) kullandım - bir tür stüdyo müzisyen(ler)i gibi çalışmış oldu. tam içime sinmiş değil, "demo" gibi görmeye daha yakınım.

90'larda yazdığım ama yeni kaydetme fırsatı bulduğum bir parça "this raid".  youtube linki ve sözler aşağıda.




the pain behind my eyes is coming from the skies

i have second thoughts, don’t know how long my soul will last

this raid upon my world is eating up the life i’ve got

stored in a secret land, out of reach and far away.


proved to be so close to you, and i couldn’t hide away

burst out laughing without a care, the joke is on me.

 

some things always change, you cannot see what you left behind

and you shed your life, like a snake

the pain behind my eyes tells me how much more i can

go on riding winds before i break apart

 

couldn’t find a better time to cut my left ear for you

burst out laughing without a care, the joke is on me.

 

taking it in my stride, i used to go on and on

but i feel the change creeping inside me like a worm

the hatred goes away, all the questions disappear

the silence still remains, growing like a tree inside


the blazing sky has taken all my funny sides but left me this

i burst out laughing like i’m mad, the joke is on me.

c 1992 cem akas


Diğer parçaların sözleriyse şöyle:

Nothing Is Certain

 Nothing is certain, nothing is real

The cat in the cell only reveals

That it’s alive

When you look equations collapse

Before you can shake yourself free

From the illusions everywhere

That cloud is a whale, that star you saw died

Before God was born.

 

Nothing is certain, nothing is real.

 

Millions of futures, only one past

Raises the question, “What happens if?”

Or is it a game

To look at the picture through an up-moving slant

To think time is passing

While nothing changes, nobody moves

It’s just misconceptions, and love doesn’t count.

Who does the counting?

 

Nothing is certain, nothing is real.

Nothing is certain.

Nothing is real.

c 1989 cem akas 


Sweet Demise

Thought it was safe

I was in the clear

No reason to lie

Or have any fear

I heard a sound

And looked around

To find myself

Surrounded by

The darkest cloud.

 

The trees were falling

All over the place

Birds were flying

Stuck in a race

The road was winding

Bells were chiming

Lights went up

We came to a stop

And there it was.

 

The planet moaned

And shook the ground

Words were spoken

Faults were found

So many doubts

To cast about

You couldn’t believe

Such a sham

But such a relief.

 

The paint came off

The whole thing crumbled

My breath was gone

And then I stumbled

That was all

I had to fall

I closed my eyes

We heard the call

Our sweet demise.

c 2025 cem akas


The Joy, The Maddness and the Fear (Cioran)




27.6.26

19'da sure-bölüm sıralaması

19 bilindiği gibi Kuran üzerine kurulu bir metin, 114 bölüm de Kuran'daki 114 sureye karşılık geliyor. Kullandığım meal Yaşar Nuri Öztürk'ün sure iniş sırasına göre düzenlediği çeviri olduğu için hangi bölümün hangi sureyle eşleştiğini açıklamakta yarar var, takibi kolaylaştırmak için.




kartal edebiyat 39 - dosya

 


"Kartal Edebiyat" dergisi, kapsamlı bir dosya hazırlamış kitaplarım üzerine. emeği geçen herkese teşekkür ederim. bir söyleşi ve 11 yazı şöyle sıralanıyor:


“Yazdığım şey önce benim ilgimi çekmeli, merakımı uyandırmalı,” Abdullah Ezik

“Edebiyat, Gerçeklik ve Postmodern Kur’an,” İpek Bozkaya

“7 Romanı Üzerine Bir Değerlendirme,” Bilge Sönmez

“Metinlerle Konuşmak: Suç ve Ceza,” Turhan Yıldırım

“Görünmeyenin Temsili: Sincaplı Gece,” Büşra Tan

“Yaşayan Ofelya,” Erol Köroğlu

“Akaş’ın Akışı,” Armağan Ekici

“Çıkış Yok: Cem Akaş’ın Edebi Labirenti,” Neslihan Su Aydın

“Edebiyatın Gerçeği: 19,” Duygu Terim

“Doğada Ahlaki Sorumluluk Yoktur…,” Dilek Karaaslan

“İstanbul Beyefendisi Constantine,” Gaye Keskin

“Öğrencim Dostum Cem Akaş,” Adil İzci


Dosyanın tamamı için tıklayın.


16.6.26

Sokakların Kedileri Üzerine Notlar

  

İ.Ö. 6666 yılıydı şehrin kurtlara ilk çıktığı zaman; ayın siyaha, ulumaların mora boyandığı; kopkoyu gecenin içinde, bir hücre olsun ışık arayan insanların, bu karanlıktan korkan ama onu “bil”meyen gen soyunun, önüne geleni ateşe verdiği, ışık için, ateşi tüketircesine. Ve küre bile olamayan yuvarlağın üstünde kendine ait tüm izleri sildikten sonra, temiz bir ağaç yaprağına yeniden başlaması, yine aynı tarihe rastlar. Mor’un anlaşılmaz, o ölçüde de önlenemez bir yükselişle mürekkeplerin kanına girmesi, onları da mora dönüştürmesi, koridorlarda böylesine yankılanmasını gerektirir miydi, bilinmez. Bilinebilecek tek şey, gecenin renginin bilinemeyeceği ve tanımlanamayacağıdır.


Avril Daltan

“Cennetten Kovuluş”

 

Devrilen çöp tenekesinden çıktı, çevresine çabuk çabuk bakındı, kaldırımda yürürken durup onu izlemeye koyulan gözlemciyi süzdü bir süre, önemsiz biri olduğunu anladı ve duvar dibinden hızla yürümeye başladı. Durdu. Bir apartman girişinde top oynayan çocukların çığlıklarını yönetti kulaklarıyla bir süre, bir orkestra şefi gibi, ama sıkıldı tabii. Çabuk sıkıldı. Öyle olması gerekiyordu – uzun süre dikkatini vermesine değecek pek az şey vardı çünkü. Belki de birkaç saat önce, motorunu sakladığı beygirlerin hala orada olup olmadığını bu sokakta denemek isteyen bir gencin –genç olmalıydı, değil mi? “ “ lik bir genç– arabası altında ezilen, boynundaki kan henüz tam pıhtılaşmamış soydaşının yanından kayıtsızca yürümeyi sürdürdü. Başını çevirip bakmadı bile. Belki gözlemci onu izlediği için. Bu sokaklarda ölen kediler en fazla bir gün yerde kalırdı. Ertesi gün, öldükleri yerde bulamazdınız onları. Nereye gittikleri bilinmezdi. Sorumlu sayılmayız elbette sokağın bir kedisi sonuçta arabadan ölmese açlıktan ölecek soğuktan doğa kanunu çöp tenekelerini didikleyip bir gün, bir saat daha canlı kalmaya çalışmak da hayat mı ölmüş kurtulmuş işte ama insansın ne de olsa kan görünce üzülmeden edemiyorsun. O da bir can taşıyor sonunda.

Her neyse bu can. Nasıl taşınır ki. Kim kimi taşıyor sonra.

Yani şehirler neden var: insan soyu ölümle daha az yüzleşsin diye. Kusursuz değil – henüz. Yakında. Sinemanızda. Israrla isteyiniz. Bu ezilen kediler de olmasa, ölüm hepten unutulacak. Televizyon çatışmalar gösterecek, kafalar kopacak, kimsenin kılı kıpırdamayacak. Yatılan divandan, mahmur gözlerle seyredilecek. Sevgili arsız ölüm. Ne kötü şeysin sen öyle. Olur mu beyler? Olmaz. Nasıl olmaz? Ee, bu işin depremi var, kasırgası var, savaşı var. Yaa. Var ya, çat orada çat burada, çat kapı arkasında.

Belli olmaz bu işler. Ama hal-i hazırda, bir kediler bulunuyor elimizde.

Burada amme hizmeti yapılmıyor efendim. Hayır, maalesef. Evet. Kim ne taşıyorsa, karşılığını alır. Ne döviz kuru beyefendi? Metafizikten söz ediyoruz. Tecimsel kaygılardan arının. Aşın bunları. Tabii, neden olmasın, atların yaptığı gibi. Olabilir. Yaşar Kemal’den okudunuz Anadolu’nun üç efsanesini. Şimdi de dördüncüsü, öyle mi? Kediler de durup dururken yapmıyorlar bu işi. Bir beklentileri var. Yoksa hobi olarak bile çekilmez Ölüm Sekreterliği. Ona anımsat, buna anımsat. Bayar.

Bekliyorlar dendi. Kim? Kediler. Neyi? Güzel bir soru. Arşivimizde bulunsun. Her hafta bir soru bitirelim.

Ancak kedinin, yani yürüyen ve gözlemcinin gözlediği kedinin, yerde yatan soydaşına ilgi göstermemesi için başka bir nedeni vardı. Gerçi o bilinçsiz bir militandı, ama bu, soy ağacının şimdiki zaman uçlarında bulunan bu varlığın bir soy ağacının olduğu ve tarihsel bir görevin ağacın dallarıyla birlikte ilerlediği gerçeğini değiştirmez.

Kente insanla birlikte geldi kedi. Artık bilmiyoruz tabii, insanlar mı kurdu kentleri, yoksa kentler vardı da insanlar mı gelip yerleşti. İlk kentler yani? Sonuçta bu savaş, o gün başlayan savaştır: egemenlik savaşı. Ama bir garip. Bu konuda toplu bir bilince ya da bilinç-dışına sahip olanlar kediler çünkü, insanlar değil. Şehirleri ele geçirecekleri günü, ya da geceyi, sessiz bir sıkıdüzenle bekliyorlar. Duygusal zayıflıklara yer yok; çöp tenekesini paylaştığın arkadaşın düşman tarafından öldürüldü: bakmayacaksın. Çünkü tek şansları bu. Dayanmak. Cesedi kaldırmayacaksın – ne kadar durursa o kadar iyi. İnsan bu – güçlü ama zayıf – ezilen kediyi gördüğünde –varsın iki saniye olsun– irkilir. Bu irkilmeye güveniyorlar sonuçta. Küçük gediklere. Bin yıllık muhasebelere. Toplama çizginin çekileceğine.

Kedi duvarın dibine uzandı. Ön ayağını yalamak ve gözlemciyi izlemek için iyi bir yerdi burası. Bahanesi de öyle.

Hepsi birer kaplandır aslında. Sirk çemberine kıstırılmış yasaklı bir şaman olan o alev kütlesinin gölgesini taşır hepsi. Öldürmesi kolaydır; ama ölen yalnızca kedidir, gölgesi değil. Kaplanlık ruhunu, “vahşetin çağrısı”nı, bir duvar üstünde tepenize atlayacakmış gibi durduğunda duyabilirsiniz, fısıltı olarak belki ama atlamaması ve neden olmasın az önce görülen filmin tadı unutturur bunu. Sonra bir gece uyandığınızda, yalnızsanız ve nerede olduğunuzu bilmiyorsanız, aradaysanız yani ve duyularınız elle tutulamayan bir sise benziyorsa, anımsayabilirsiniz.

 

Birleşik bir krallığa daha geçemediler. Feodal toplum aşamasındalar. Derebeyleri var her sokakta, kimileyin bir mahallede. Aristokrasi de mevcut ama etkisiz.

 

Gözlenen kedi bunların farkında değil büyük olasılıkla. Şehri ele geçirmek bir kavram olarak oluşmamış onda, yap denileni yapıyor, gördüğünü, işe yarayanı. Ele geçirmek işe yaramıyor oysa. Belki de yarıyor ama anımsamıyor. Önceki gece sevişirken, pencereden atılan sabunu bile anımsamıyor ki artık. Ancak tarihin ileriye doğru anımsanması söz konusu olabilir belki: her kedi, yaptığı şeyin ne olduğuna ve neden yaptığına aldırmadan yapıyorsa, genlerine işlenmiş, geleceğe ait bir anı var demektir. Ulaşılacak noktayı, ulaşılmış nokta olarak yaşatan birşeyler. Şehirler onların olduğunda –kimbilir, insanlar artık olmadığında belki– diyecekler ki, “buraya daha önce gelmiştik biz.” Déjà vu. Ama çıkaramayacaklar bir türlü, ne zaman, nasıl? Gelmemişlerdi çünkü – yalnızca geleceğe ait bu anıyı, bellek bağlarında taşımışlardı kuşaklar boyunca. Belki de bundan önceki tarihte, bundan önceki evrende, yani bilimsel kılıklı bir açıklama gerekiyorsa, bir önceki Big Bang’den sonra ortaya çıkan yaşamda, değişik biçimlerde de olsa, insanlık ve kedilik bilinçleri benzer koşullar altında karşı karşıya geldi, ama bu kez üstün olan, hükmeden kedilik bilinciydi. O zamanda yaşamı oluşturan moleküller, şimdi belleğin bir parçasıysa ve silik bir iz bile değilse de o yaşam, kedilerin gururlu ve gelecek için sabırlı olmasına yeter bu.

Gözlemci, yetişmesi gereken otobüsü düşündü. Yürümeye başladı. Duvar dibindeki kedi, kayıtsızca onu izliyordu. Hayır, uyuyordu. Belli değildi. “Ama uzattın,” dedi gözlemci, “‘kedilerden korkuyorum,’ desene açıkça.”


(Noktanın Kesişimleri Antolojisi, 1990)

13.6.26

rebetikodan pulp fiction'a "misirlou"

"pulp fiction" filminin açılış parçasını bilirsiniz - dick dale & the del-tones'dan "miserlou" (1962):

parça filmden sonra çok ünlendi ve çok sayıda cover'ı yapıldı tabii, ama aslında eski. tam bir ortadoğu melodisi, eğer dikkat ederseniz. ilk olarak rebetiko tarzında yunanistan'da ortaya çıktığını sanıyorum - "misirlou" (1927):
bir arapça versiyonu da var:
yidiş versiyonu da mevcut:
amerika'da ilk ünlenişiyse 1946'da piyanist jan august sayesinde olmuş:
https://www.youtube.com/watch?v=5eGHabvODrw

daha sonra dario moreno'dan zeki müren'e (1950'ler) çeşitli cover'ları var:
iş sonunda kronos quartet'in bir aranjmanına kadar varmış (martyn jones'la):
eskiden edebiyat da böyle yapılırdı.

8.6.26

Ping (1966) - Samuel Beckett

 Hepsi biliniyor hepsi beyaz çıplak beyaz beden sabitlenmiş bir metre bacaklar dikilmiş gibi bitişik. Hafif sıcaklık beyaz zemin bir metre kare hiç görülmemiş. Beyaz duvarlar bir metreye iki metre beyaz tavan bir metre kare hiç görülmemiş. Çıplak beyaz beden yalnız gözleri sabitlenmiş o da ancak. İzler bulanıklıklar açık gri neredeyse beyaz üzerine beyaz. Eller sarkıyor avuç içleri önde beyaz ayaklar topuklar bitişmiş dik açı. Hafif sıcaklık beyaz uçaklar parlayan beyaz çıplak beyaz beden sabitlenmiş ping başka yerde sabitlenmiş. İzler bulanıklıklar işaretler anlamı yok açık gri neredeyse beyaz. Çıplak beyaz beden sabitlenmiş beyaz üzerine beyaz görünmez. Yalnızca gözler onlar da ancak açık mavi neredeyse beyaz. Kafa sıfır gözler açık mavi neredeyse beyaz içeride sessizlik. Kısa fısıltılar o da ancak neredeyse hiç hepsi biliniyor. İzler bulanıklık işaretler anlamı yok açık gri neredeyse beyaz. Bacaklar dikilmiş gibi bitişik topuklar bitişmiş dik açı. Yalnız izler açığa çıkarır verili siyahı açık gri neredeyse beyaz üzerine beyaz. Hafif sıcaklık beyaz duvarlar parlayan beyaz bir metreye iki metre. Çıplak beyaz beden sabitlenmiş bir metre başka yerde sabitlenmiş. İzler bulanıklıklar işaretler anlamı yok açık gri neredeyse beyaz. Beyaz ayaklar parmaklar dikilmiş gibi bitişik topuklar bitişmiş dik açı görünmez. Yalnız gözler açığa çıkarır verili maviyi açık mavi neredeyse beyaz. Fısıltılar o da ancak neredeyse hiç belki bir saniye yalnız değil. Verili gül o da ancak çıplak beyaz beden sabitlenmiş bir metre beyaz üzerine beyaz görünmez. Hepsi beyaz hepsi bilinen ışıltılar o da ancak neredeyse hiç hep aynı beyaz görünmez. Çıplak beyaz beden sabitlenmiş ping başka yerde. Yalnızca gözler o da ancak açık mavi neredeyse beyaz önü sabitlenmiş. Ping fısıltı o da ancak neredeyse hiçbir saniye belki bir çıkış yolu. Kafa sıfır gözler açık mavi neredeyse beyaz sabitlenmiş ön ping fısıltı ping sessizlik. Gözler delikler açık mavi neredeyse beyaz ağız beyaz ek yeri dikilmiş gibi görünmez. Ping fısıltı belki bir doğa bir saniye neredeyse hiç o kadar bellek neredeyse hiç. Beyaz duvarlar her biri izi gri bulanıklık işaretler anlamı yok açık gri neredeyse beyaz. Hafif sıcaklık hepsi biliniyor hepsi beyaz uçaklar karşılaşıyor görünmez. Ping fısıltı o da ancak neredeyse hiçbir saniye belki bir anlam o kadar bellek neredeyse hiç. Beyaz ayaklar parmaklar dikilmiş gibi bitişik topuklar bitişmiş dik açı ping başka yerde ses yok. Eller sarkıyor avuç içleri önde bacaklar dikilmiş gibi bitişik. Kafa sıfır gözler delikler açık mavi neredeyse beyaz sabitlenmiş ön sessizlik içeride sessizlik. Ping başka yerde hep orada ama bilinen değil o. Gözler delikler açık mavi yalnız ortaya çıkar verili açık mavi neredeyse beyaz tek renk sabitlenmiş ön. Hepsi beyaz hepsi bilinen uçaklar parlayan beyaz ping fısıltı o da ancak neredeyse hiçbir saniye hafif zaman o kadar bellek neredeyse hiç. Çıplak beyaz beden sabitlenmiş bir metre ping sabitlenmiş başka yerde beyaz üzerine beyaz görünmez kalp nefes ses yok. Yalnızca gözler verili mavi açık mavi neredeyse beyaz sabitlenmiş ön tek renk yalnız ortaya çıkar. Uçaklar karşılaşıyor görünmez yalnızca bir parlayan beyaz sonsuz ama bilinen değil o. Burun kulaklar oysa delikler ağız beyaz ek yeri dikilmiş gibi görünmez. Ping fısıltılar o da ancak neredeyse hiçbir saniye hep aynı hepsi bilinen. Verili gül o da ancak çıplak beyaz beden sabitlenmiş bir metre görünmez hepsi bilinen dışta içte. Ping belki bir doğa bir imge aynı zaman biraz daha az mavi ve beyaz rüzgarda. Beyaz tavan parlayan beyaz bir metre kare hiç görülmemiş ping belki uzakta oralarda bir saniye ping sessizlik. İzler yalnız açığa çıkar verili siyah gri bulanıklıklar işaretler anlamı yok gri açık neredeyse beyaz hep aynı. Ping belki yalnız değil bir saniye imgeyle hep o sessizlik. Verili gül o da ancak tırnaklar dökülmüş beyaz bitti. Uzun saçlar dökülmüş beyaz görünmez bitti. Beyaz yara izleri görünmez aynı beyaz ihtiyarlardan sökülen et gibi verili gül o da ancak. Ping imge o da ancak neredeyse hiçbir saniye açık zaman mavi ve beyaz rüzgarda. Kafa sıfır burun kulaklar beyaz delikler ağız beyaz ek yeri dikilmiş gibi görünmez bitti. Yalnızca gözler verili mavi sabitlenmiş ön açık mavi neredeyse beyaz tek renk yalnız açığa çıkar. Hafif sıcaklık beyaz uçaklar parlayan beyaz bir tek parlayan beyaz sonsuz ama bilinen değil o. Ping bir doğa o da ancak neredeyse hiçbir saniye imgeyle aynı zaman biraz daha az mavi ve beyaz rüzgarda. İzler maviler açık gri gözler delikler açık mavi neredeyse beyaz sabitlenmiş ön ping anlam o da ancak neredeyse hiç ping sessizlik. Çıplak beyaz bir metre sabitlenmiş ping sabitlenmiş başka yerde ses yok bacaklar dikilmiş gibi bitişik topuklar bitişmiş dik açı eller sarkıyor avuç içleri önde. Kafa sıfır gözler delikler açık mavi nerdeyse beyaz sabitlenmiş sessizlik içeride. Ping başka yerde hep orada ama bilinen değil o. Ping belki yanız değil bir saniye imgeyle aynı zamanda biraz daha az loş göz siyah ve beyaz yarı kapalı kirpikler boyunca yalvaran o kadar bellek neredeyse hiç. Uzaklarda bir zaman çakması hepsi beyaz her yerde hep ihtiyarların ping çakma beyaz duvarlar parlayan beyaz hiç iz yok gözler delikler açık mavi neredeyse beyaz son renk ping beyaz bitti. Ping sabitlenmiş son başka yerde bacaklar dikişmiş gibi bitişik topuklar bitişmiş dik açı eller sarkıyor avuç işleri önde kafa sıfır gözler beyaz görünmez sabitlenmiş ön bitti. Verili gül o da ancak bir metre görünmez çıplak beyaz hepsi bilinen dışta içte bitti. Beyaz tavan hiç görülmemiş ping yaşlı kadının o da ancak neredeyse hiçbir saniye hafif zaman beyaz zemin hiç görülmemiş ping ihtiyarın belki orada. Ping ihtiyarın o da ancak belki bir anlam doğa bir saniye neredeyse hiç mavi ve beyaz o kadar bellek içinde sonra hiç. Beyaz uçaklar hiç iz yok parlayan beyaz bir tek parlayan beyaz sonsuz ama bilinen değil o. Hafif sıcaklık hepsi bilinen hepsi beyaz kalp nefes hiç ses yok. Kafa sıfır gözler sabitlenmiş ön ihtiyar ping son fısıltı bir saniye belki yalnız değil göz ışıltısız siyah ve beyaz yarı kapalı uzun kirpikler yalvarıyor ping sessizlik ping bitti.


Çeviri: Cem Akaş (2005)