19.11.23

neden 7?

(Bir okurumdan gelen "Sevgili Cem Akaş sana 7 isimli kitabını yazdıran motivasyon tam olarak neydi? Bunu benimle paylaşırsan belki kitabı bitirmek için motive olabilirim ben de." mesajına yanıt olarak, "7"yi yazarken beni kurcalayan bazı soruları şöyle sıraladım:)

Bugün bir din kurulsa nasıl kurulur?

Atanan peygamber, dinin saçmalığını farkedip peygamber olmaktan vazgeçerse ne olur?

Kutsal metin nasıl yazılır?

Bir ilişki, iktidar-aşk-seks eksenlerinde nasıl izlenir?

Seksin grafik anlatımı edebiyata nasıl dahil edilebilir?

Zamanın akışı romanda nasıl bozulabilir?

Yazarın kendi kurgusuyla ilişkisi o kurgunun parçası haline getirilebilir mi?

Yardımcı karakter kendisini ana karakter haline getirebilir mi?

Karakterlerin duygu ve düşüncelerini vehmetmeden, yani gerçek hayatta olduğu gibi söz ve davranışlardan çıkarsamak zorunluluğu olursa romanda psikolojik derinlik nasıl sağlanabilir?

Sağlanabilirse bu bizi sinematografik anlatıma ne kadar yaklaştırır?

18.11.23

EEH!

 

Feyyaz Yiğit ve Pınar Sabancı’ya

 

 

Devrimci bir ekip var – Başlarında Mucip ve Su. Mucip siyasal bilimci, Su’ysa devlet ihaleleriyle çok büyümüş bir inşaat şirketinin sahibinin kızı – asıl kafası çalışan ve parayı bulan, insanları, etkinlikleri örgütleyen Su; Mucip onun üniversiteden arkadaşı ama daha çok durmayı, hareket edilecekse öncesinde onu didik etmeyi, mümkünse de hareket edilmeyecek noktaya ulaşmayı seven bir adam, dolayısıyla bu iş için tuhaf bir ikililer. Duru güzel ve sağlıklı görünüyor, Mucip döküntü, kilolu, kirli sakallı. Çok baskıcı bir rejimde yaşadıkları için devrim yapmak elbette yasak, itiraz etmek bile yasak.

Mucip’le Su, son ana kadar kimsenin anlamayacağı ama o son an geldiğinde herkesin coşkuyla katılıp otoriter Başkan’ı devirmek üzere eylemlere girişeceği bir darbe planı yapıyor. “EEH!” adında bir sağlıklı yaşam platformu kuruyorlar – Enerji, Esneklik, Hareket Platformu bu, ama tabii halkın “yeter artık!” şeklindeki çok yaygın ama sessizliğe mahkum bırakılmış tepkisini de barındırıyor.

EEH çok güçlü bir televizyon ve sosyal medya (ve var olduğu kadarıyla basılı medya) kampanyası yürütüyor ve hep, sağlık ve uzun ömür mucizesinin açıklanacağı “dev gün”e oynuyor. Bu kampanya, otoriter Başkan’ın da ilgisini çekiyor – 80 yaşlarında, iki büklüm, genellikle tek kelimeyle konuşan, mendebur suratlı bir adam bu, sürekli altına işiyor fakat bunun önlemi alınmıyor – “Başkan’ın uğruna ölürüm” diyen çok geniş halk kitlesinin ve öyle görünmek isteyen ya da zorunda kalan daha dar bir kitlenin benimsediği bir hareket haline gelmiş bu. Herkes her yerde işiyor, herkesin pantolonunun önü ıslak, hatta bu leke bir bağlılık simgesi olarak da görselleştirilmiş, amblemi yapılmış, kurt ya da rabia işareti gibi paylaşılıyor. Su’nun babası Başkan’ın yakınına girmeyi başarmış bir iş adamı olduğu için EEH Başkancı medyadan da büyük destek alıyor, ülkenin her köşesine ana haber bültenlerinde bile ulaşıyor.

EEH’in planı, “dev gün”ün akşamı ülkenin doğusundan batısına yedi şehirde, gökyüzünde “EEH!” yazan iha’lar havalandırmak, sonra da bunları başkente, Başkan’ın sarayına yönlendirmek, daha doğrusu yönlendiriyormuş gibi yapıp belli bir süre sonra Ankara’nın çevresinden yeni bir iha takımını uçurmak, böylece hem yolculuk süresini kısaltmak, hem yolda bir kaza olma olasılığını ortadan kaldırmak, hem de iha’ların hızı üzerinden EEH’e hayranlık kazandırmak. Su’nun sosyal medya ekibi, iha’ların gerçekten İstanbul, İzmir, Antalya, Mardin, Ağrı, Artvin, ve Samsun’dan yola çıktığını ve Ankara’ya kadar gerçekten gittiklerini gösteren videolar üretiyorlar.

İha’lar saraya ulaşıp her yanını sardığı anda Mucip, yeri gizli tutulmuş bir hangarda ya da atıl bir fabrikada, epik bir konuşma yapacak ve halkı sokaklara çağıracak, Başkan’dan ancak hep birlikte hareket edilirse kurtulabileceklerini, pantolonuna işeme meselesinin de artık bokunun çıktığını anlatacak, konuşma 81 ilin sokaklarında naklen yayımlanacak. EEH’in kendi kadroları da ülkenin her yanında sokaklarda çeşitli provokasyonlarla halkı ayaklanmaya teşvik edecek. Mucip’le Su, ayaklanma başladıktan sonra yaşatılmayacaklarını biliyorlar, bu yola baş koymuşlar.

Başkan’ın yanından ayırmadığı adamlarından biri olan, Başkan’ın köyden arkadaşı, parayla pulla ilgilenmeyen, tek gözü kör Edibali, başından beri EEH’ten hoşlanmıyor, burun büküyor, hatta bu işin altından başka bir şey çıkacağını Başkan’a söyleyip duruyor ama Başkan pek dinlemiyor. İstihbarat birimleri Ankara çevresinden kalkan iha’ların Saray’a ulaşacak bir rotada ilerlediklerini belirleyince Saray karışıyor. Kimseden izin alınmamış, devletin haberi yok – bu fazlasıyla küstah bir hareket ve izin verilmesi mümkün değil. Edibali söylenip duruyor. Başkan Su’nun babası Haşmet’i aratıyor ama onun da hiçbir şeyden haberi yok, Başkan’ı yatıştırmaya çalışıyor ama Başkan telefonu suratına kapatıyor, mendebur suratından “İndirin!” emri çıkıyor. İha’ların hemen hepsi saraya ulaşamadan güvenlik güçlerince indiriliyor, yalnızca bir tanesi saraya yaklaşabiliyor, onu da ateş etmeden alıyorlar. Başkan “Getirin!” diyor, iha’yı başkanın huzuruna çıkarıyorlar, Başkan sinirleniyor, “İkisini!” diye bağırıyor.

Mucip bu sırada eski fabrikada, konuşmasının hazırlıklarını yapıyor, epey gergin; Su ise ışıkları söndürülmüş lüks bir ofiste, küçük bir ekiple edit ve yayın işleri için hazır bekliyor. Bir hareketlenme oluyor fabrikadaki çekim ekibinde, herkes önce ufak ufak, sonra seri adımlarla fabrikayı terk ediyor gibi. Mucip durumun farkında değil; birisi yanına gelip “Hocam ekipler geliyormuş haberiniz olsun,” diyor, ama Mucip “İyi iyi,” diyerek konuşmasının provasına devam ediyor, kendi yazdıklarını eleştiriyor, “Bu böyle mi söylenir ya, ne biçim laflar ediyorsun Mucip ya, bu ne?” diyerek kendisine yükleniyor.

Bir anda fabrikanın içi çevik kuvvetle doluyor, Mucip ne oluyor diyemeden paketliyorlar, helikoptere tıkıyorlar, Su da aynı şekilde derdest edilip aynı helikoptere bindiriliyor, saraya götürüyorlar. Mucip, Başkan’ın karşısına çıkarıldığında korkudan pantolonuna işiyor ama Başkan bunu bir saygı işareti olarak alıyor ve suratı biraz yumuşuyor. “Anlat,” diyor Mucip’e. Mucip de hiç siyasi devrim meselelerine girmeden, enerji, esneklik ve hareket temelli yeni sağlık mucizesini anlatmaya başlıyor hiçbir şey olmamış gibi, tam inkarla. Edibali bir süre sonra müdahale ediyor, “Yeme bizi lan, ne sağlık mucizesi, bu adamı devirmeye çalışmıyor musun sen?” diyor, Mucip çok şaşırmayı çok güzel beceriyor, gerçek bir rejim yalakası gibi konuşarak Başkan’ı yanına çekiyor. Başkan diyor ki “Buradasın.” Mucip’in saraydan çıkması, dışarıyla görüşmesi, mesajlaşması yasaklanıyor – artık yalnızca Başkan’a hizmet edecek ve sağlık mucizesini onun üstünde uygulayacak. Su bu konuşma sırasında süklüm püklüm, babası yüzünden de utanıyor herhalde, ama en azından Mucip gibi altına işemiyor. Başkan ona dönüp, salondaki bütün eşyaları parça pinçik etmiş köpeğini azarlar gibi, “Git!” diyor.

Böylece Mucip’in yaşamında beklenmedik ve yepyeni bir dönem başlıyor – çeşitli terapiler uyduruyor, bazen Başkan’ın sağlığı iyiye gidecek gibi olduğunda bu gelişme EEH’in faydası olarak yorumlanıyor, bazense Mucip işi batırıyor, foyasının ortaya çıkmasına ramak kalıyor, ama bir şekilde toparlıyor her seferinde.

Bu esnada Su tek başına, bütün devrim hazırlıkları boşa çıkmış, angaje edilen insanlar ortada kalmış. Mucip’in hayatı söz konusu, o yüzden Enerji-Esneklik-Hareket saçmalığını sürdürüyor. Zaten halktan da büyük talep var, iha gecesi herkes sokaklara çıkmış iha’ların geçişini görmek için, bir şey çıkmayınca da kafalar karışmış, kızanlar olmuş, sosyal medyada epey tepki toplamış EEH. Su bu süreci çok iyi yönetiyor ve sağlık mucizesini medya kanallarında uzmanlara açıklattırıyor, klinikler açılıyor, halk kuyruklara giriyor.

Bu popülerlik Mucip’e belirgin bir saygınlık da kazandırıyor, Başkan sağlıkla ilgili her şeyi, bütün politikaları ona sorar oluyor, Mucip’in saraydan çıkma yasağı kaldırılıyor, sonunda da Mucip’i sağlık bakanı yapıyor. Zaman içinde Mucip, ülkenin en zengin insanlarından biri haline geliyor. Edibali tek gözü açık ölüyor, ölürken hala Mucip diye sayıklıyor. Bu arada Mucip’le Su yeniden bir araya geliyor ve evleniyorlar, ülkenin en ünlü “power couple”ı oluyorlar.

Fakat Mucip’i rahatsız eden bir şey hep var – Başkan’a bu kadar yakınken, sağlığı Mucip’in elindeyken, ufak bir hareketle onu öldürebilecekken bunu yapmamak, devrime ve halkına ihanet etmiş olmak Mucip’i vicdanen çok rahatsız ediyor. Su’yla bu konuyu hiç konuşmamışlar; bir gece Mucip konuyu açacak gibi oluyor ıkına sıkına, ama Su onu susturuyor, böyle bir şeyin delilik olacağını, böyle bir şeye kalkışsa hem başaramayacağını hem de ikisinin anında öldürüleceğini anlatıyor. Mucip “Doğru,” diyor ama bakışlarından ikna olmadığını görüyoruz. Sofradan kalkıyorlar, ışıklı bir Ankara manzarası karşısında oturmuş içkilerini içerler ve telefonlarına bakarlarken Mucip birden “Nooluyor lan!” diyor, ardından Su da “Hassiktir!” diyor, zaten içeriye Mucip’in sağ kolu gelip haberi veriyor: Başkan ölmüş.

Kaçsak mı, kaçabilir miyiz diye sessizce konuşuyorlar mutfakta, çeşmeden akan suyun arkasına saklanarak. Aşağıda kapının önü ekip araçlarıyla doluyor, tepede helikopter dolaşıyor. O sırada Başkan’ın adamlarından biri geliyor ve Mucip’e kapalı bir zarf uzatıyor, “Başkanımızdan,” diyor. Mucip “Allallah, bana mı, emin misin, Başkan bana niye mektup yazsın ya, ayrıca ben sevmem mektup filan, haydaa,” diye söylenerek zarfı açıyor, mektubu çıkarıyor, söylenmeyi kesip okuyor, sonra hafif dikiliyor, başını kaldırıp Su’ya bakıyor. Jack Hylton ve Orkestrası’ndan “Happy Days Are Here Again” duyuluyor.

SON

sarma (2002)

2006 yılının baharında, Bursa'nın Hisar mahallesinde oturan çocuklar yeni bir oyun oynamaya başlayacak – ilk başta adı olmayacak bu oyunun elbette, bir tür ebelemece oyunu olarak düşünecek bunu çocuklar; tek farkı, ebenin ebelediği oyuncuların da ebe haline gelmesi, yani ebe sayısının sürekli artması, kaçan oyuncuların da sürekli azalması; sona kalan oyuncu oyunu kazanıyor. Okulların kapanması ve çocuklardan bazılarının yazlıklara dağılması nedeniyle oyuna ara verilecek, sonbaharda arkadaşlar yeniden toplandığındaysa ufak bir değişiklik yapılacak: ebelerle ebe olmayanların sayısı eşitlendiği anda, iki takım oluşmuş sayılacak; bu andan itibaren iki takım da birbirini ebeleyebilecek; oyun alanının iki ucunda yere çizgi çekilerek birer “kale” bölgesi belirlenmiş, her takımın elemanları, ebelenmeden karşı takımın “kale”sine ulaşmayı amaçlayacak, bunu yaparken ebelenenler karşı takımın elemanı haline gelecek.

Bir süre sonra, özellikle kalabalık gruplarla oynandığında kimin hangi takımdan olduğunu anımsamanın ve izlemenin zorluğu, yeni bir değişikliği gerekli kılacak: iki takım oluştuktan sonra ebelenenler, karşı takıma geçmek yerine oyundan çıkacak.

Oyunun “sarma” adını alması için yıllarca beklemek gerekecek, çünkü yeni bir değişikliğin sonucunda olacak bu: basit bir ebelemenin ötesinde, bir ya da birden fazla oyuncu, el ele tutuşmuş rakip takım oyuncuları tarafından sarıldığında, oyundan çıkacaklar. Oyun bu haline ulaştığında Bursa sınırlarını aşacak, küçük değişikliklerle farklı yerlerde oynanmaya başlayacak – Manisa versiyonunda kaleler olmayacak örneğin; İstanbul versiyonunda oyun başından itibaren iki takım arasında oynanacak.

2019 yılında bir televizyon programının yerel oyunlara eğilmesi ve turnuvalar düzenlemesi, “sarma”nın yaygınlığını bir anda arttıracak. Yine de gerçek anlamda ulusal bir oyun haline gelmesi, oyun alanının iyice büyümesi ve takımların, kendi renklerinde birer sarma ipiyle sahaya çıkması sonucunda olacak; o aşamadan sonra, oyuncuların el ele tutuşması gerekmeyecek karşı takım oyuncularını oyundan çıkarttırmak için, iple saracaklar.

Bu son derece dinamik, çevikliğe olduğu kadar taktik beceriye ve oyun alanının genelini kollayabilmeye, yalnız kalan ya da öbekleşen rakip oyuncuları görebilmeye dayanan oyun, internette büyük rağbet görecek, takımlar ve onlara bağlı taraftarlar, yerelliğin sınırlarını aşmaya başlayacak. “Sarma”nın Amerika'da ortaya çıkması, buradaki üniversitelerde okuyan Türk öğrencilerine olduğu kadar, bu internet sitelerinin uyandırdığı ilgiye de bağlı olacak. Amerika, “sarma”nın gelişiminde en belirleyici aşamaya ev sahipliği yapacak ve oyun Amerikan üniversitelerinde o kadar benimsenecek ki, Türk kökenleri neredeyse unutulacak: iki cin fikirli Amerikan öğrencisi, 2074 yılında Berkeley Üniversitesi çimenlerinde oynanan bir oyun sırasında, takımların sarma iplerinin iki ucuna birer top bağlayacak, bu sayede ipi sahanın bir noktasından başka bir noktasına fırlatmak ve rakibi gafil avlamak mümkün olacak; zaten hızlı olan oyun, daha da hızlanacak ve zevklenecek, kuralları karmaşıklaşacak.

“Sarma”, ilk kez 2112 İstanbul Olimpiyatlarında, “Bindball” adıyla bir uluslararası turnuva oyunu niteliği kazanacak; maçlar beşer set üzerinden oynanacak; topsuz başlayan bir oyunun böyle top-merkezli bir noktaya gelmiş olması, antropologların ilgisini çekecek.


 

16.11.23

blöflü satranç (bluffer’s chess)

oyun boş tahtayla başlar, her oyuncu sırayla istediği taşını tahtada istediği yere (kendi yarı sahasında kalmak koşuluyla) yerleştirir.

 oyuncu şahını yerleştirene kadar taşlarını oynatamaz, ancak şah yerleştirildikten sonra taşlarıyla hamle yapmaya başlayabilir. bunun için rakibin kendi şahını yerleştirmiş olması gerekmez.

 şah yerleştrildikten sonra oyuncu sıra kendisine geldiğinde ister yeni taş yerleştirir, isterse de yerleşmiş taşlardan biriyle hamle yapabilir. taş yerleştirirse oyun sırası rakibine geçer; hem taş yerleştirip hem de hamle yapamaz.

 alınan taşlar rehine sayılır ve oyunun her aşamasında rakibin rehineleriyle takas edilip oyuna yeniden sokulabilir. takas pazarlığa tabidir, sabit bir karşılıklılık kuralı yoktur. rehineler sırayla ve birer birer yerleştirilir; takası talep eden oyuncu ilk taşı yerleştirir. rehinelerin sayısı eşit değilse rakip son taşını yerleştirdikten sonra oyuncu kalan rehinelerinin hepsini bir seferde yerleştirir. takas talebi bir hamle sayılır, hamle sırası rakip oyuncuya geçer.

 iki oyuncunun da bir oyun boyunca birer kere şahların birbirleriyle yer değiştirmesini talep etme hakkı vardır, buna “zed’s dead” hamlesi denir. arka arkaya iki zed’s dead yapılamaz (bir oyuncu yaparsa rakibi aynı hamleyle karşılık veremez). bir oyuncu bu hamleyi yaptığında hamle sırası rakibine geçer. mat durumu ortaya çıkacaksa zed’s dead yapılamaz; zed’s dead yapıldığında şahın tehdit altında olsa bile kaçabilmesi ya da savunulabilmesi gerekir.

(beta versiyonu. deneyim, yorum ve sorularınızı paylaşabilirsiniz.)