9.12.18

kuşbakışı

1989'da "Kuşbakışı" adında bir öykü yazmıştım, sonra da bunun otomatik besteye dönüşebilmesi için harflerin, noktalama işaretlerinin vs nota ve vuruş değeri taşıdığı bir kılavuz hazırlamıştım. Öykü ve kılavuz, 1990'da yayımlanan ilk öykü kitabım Noktanın Kesişmleri Antolojisi'nde yer aldı; TRT-2'de yayınlanan "Okudukça" programı kitabı tanıtmaya karar verdiğinde bu öyküyü ve kılavuzu bir piyaniste verdiler, o da yorumladı, müziğin arkasına bir de haber bülteni döşedi.

Öyküyü, kılavuzu ve ilk bölümün ses kaydını aşağıda bulabilirsiniz.


Kuşbakışı

Güneşe karşı ve güneşle birlikte gözlerini ve kanatlarını yalayan rüzgar süzülmek, Monroe’nun sağ dirsek molekülünün yanındaki kan kokusunu ayırt etmek: gülümsemek için için bir şahinin ağzına sahip olduğu için zorunlu olarak ve göz kırpmak kanat titretmek iç çekmek milyonuncu yılın milyonuncu dalışını gerçekleştirmek: içgüdü ne korkulu birşeydir ki tavşan farkında kişisel tarihinin düzen tarihinde eriyip gideceği anın gelmiş olduğunun ve eğer bir Tanrı kavramı oluşmuşsa çalıların arasında canı için koşarken kocaman gözleri ve kulakları bu kez yalnızca dehşetini arttırmaya yarıyorsa, Tanrı’nın şahinin oralarda bir yerde yani yukarıda olduğunu düşünmesi olası mı ve fakat yaratan her zaman yok eden olmamış mıdır sorusu minicik beyninde yankılanma fırsatı bulacak mı merakla bekliyoruz ancak: bu güven ne mene bir duygu şahinin tüyleri böylesine şah(ın)lanıyorken gözlerini kapatsa bile düşüşü ve çekimi yerin ve evren onu hedefine ulaştıracak istese de istemese de istemeyebilir mi ufak bir yalpalama gereksiz soruların uzaklaştırılması ve korkunç inişin sürdürülüşü ve fare de çiftçi de bunu biliyorken gemi Icarus’u görmüş ama gitmesi gereken yere sakin sakin yelkenlemeyi bırakmazsa ne denebilir ki günlerimizi füze yapıp yok etmekle geçirirken biz işte böyle’den başka çünkü tavşan da biliyor ki akan mavi bir kandır içinde ve bu koşuyu pek çok defa yinelemiş ve pek çok defa ölmüştür gerçi anımsamamakta kanının yerde nasıl durduğunu gök şahinsel-gölge be gölge maviden siyaha dönüştüğünde ve dişi de olsa erkek de bunun merakını içinde taşıyor olmalı yalnız kediler değil elbette ve dahi karıncalar çok az kalmışken an’a titreşen yer kabuğu ölümün elektriğini iletir mi onlara ve bir an için olsun dururlar mı milyonkereonkereyüzkereinci koşuşturmalarında yoksa onlar da mı Auden’dan okurlar Brueghel’in Icarus resmini iyi ki bir resim yapmış iyi ki bir şiir yazmış yani ne var: şahin kartalla aramda bir fark yok mu diye bunalır ama belli etmez çünkü işte orada ve şimdi biten iniş Hitler’i değilse de Almansı birşeyleri anıştırır kartal yüzünden elbette ve çok yakın boyun tavşan durur tabii ama aslında durmaz çünkü harcadığı her damla enerji yanına kar mı kalacak? Yani pek bilinmez ve zaten şart değil ama bilinen şu ki yanardağın patlayıp patlamadığına aldırmaksızın evrenin bir başka köşesinde şahin pençelerini batırır boynuna avının yumuşak beyaz doyumcul

Es
To Coda

Şehrin sokaklarından birinde insanlardan bir insan ağlıyordu. Bunda garipsenecek birşey yok çünkü insanlar gözyaşı dökebilmeleri için özel bezelerle donatılmışlardır. Kimi dinler bunu inkar etse de ve bu fizyolojik olguyu denetim altına almayı marifet saysa da insan ağlar. Bu insan da ağlıyordu ve buna neden olarak bir uçağı seçmişti. Mucizeler hiç tükenmiyor.
Uçak, beyaz derisinden sıyrılmış ve doğa güçlerinin, bozunum sürecini hemen tamamlayacaklarını bildiğinden, buz üstüne yazı yazan insanoğlunun takdire değer ürünlerinden birisi olarak beyaz derisini havada asılı bırakmıştı. Şehrin üzerinde bir-iki kez dolanmış mıydı sorduksa da kimse bilmiyordu, bu saatten sonra pek fark etmeyeceği varsayımıyla dolandı demeyi yeğleyelim. İnişe geçeceği belliydi, zaten yakınlardaki bir havaalanı da bekleyişe geçtiğini bildirmemiş miydi? Ne var ki güneş de batak için tam bu anı seçmişti – herşey birbirine uysun ve birazcık da anlamı olsun tabii diye bayraklar da indiriliyordu. Neydi bu, bayrağımızınüstünegüneşbatmaz efsanesinin mastürbasyonu mu yoksa ne kadar insansak da doğayı arada sırada taksak fena olmaz belki bir bildiği vardır müsvedde-i alçakgönüllülük mefhumu mu? Güneş inerse biz de ineriz. Her şey icabında güzel. Muhtacız azizim. Sürtünme kuvvetine bile muhtacız ki aksi takdirde uçağın inmesi hayal olurdu. Uçağın geceye inmezden öncesi: turkuaz bir eşarp ve portakal kabukları.

D.S. al Coda
Coda

“Sana vermediğim tüm çiçekler adına, sevgilim,
Yemin ediyorum:
Öldüreceğim seni.
Yat.”

Gecenin içinde (gece olmuştu, bkz. Gece) ve herhalde şehirde ama en azından gökyüzündeki ayın gözlerinde baykuşlar kendilerine atfedilen uğursuzluk masalına rağmen sürdürüyorlarsa baykuş renkli seslerini bir iş olmalı bu işin içinde ve nitekim: başka bir yapay karanlıkta ki bu geceden bağımsız olarak insanın yaratabildiği en görkemli olgulardan biridir bir kadın ve bir erkek otururlar odada bu büyük yankılı ve kalabalık olabilecek bir oda ya da isterseniz salon ama labirent değil üzümlerin ve kaktüs çiçeğinin suyunda ve gölgesinde gözler yalan söylemez ama gerçek nedir ki diyebilirler dikkatli olmak gerekir elbette bir yakınlaşma söz konusu kalabalıkta yalnızlık süsü vererek saat 02 sularında (bkz. Su Geçirmeyen Saatler) herkesin kendine göre bir av genelgesi var önemli olan kural belirlemek ve diyelim ki oynamak ve her ne kadar kural değiştirmek kurala bağlıysa da özgürmüş gibi yapmak ve ama durmadan yaklaşıyor bu adam ve bu kadın diyebiliriz çünkü boşluk ne denli büyük olsa da milimin bir hükmü var elbette sonuçta milimler de saatler gibi susal özellikler ve benlik yitimleri taşıyarak ve damlayarak damlayarak sarkıtları dikitleri heykelleri koşulları avlanmaları ve evrenmeleri oluştururlar ve bu oluşumun termodinamiksel bazı kanunları vardır ve enerji sabittir ama düzen sürekli bozulacaktır derler on ikiyi vuran çanı dinlemek zorunda kalan insancıklar gibi ve cık takısını muhafaza ederek dinlenir ve martavallar çünkü eğer düzensizlik bu denli matah birşeyse neden anneler var – ki yakınlaşan erkeğin ve kadının anımsayın yapay karanlıktaki yani asıl konumuz olan bu ikisinin uzamsal olarak sabit ancak zamansal olarak bambaşka ve neden olmasın daha gerideki bir zaman diliminde yani aynı yerde ama eskiden ve yine aynı kadınla erkek başka isim ve başka kimlik kartlarıyla anne ve baba olarak bulunmamışlar mıydı anımsayın bu önemli olabilir sanırım iz üstündeyiz ama her neyse yakınlaşmanın bir sonu var bile diyemiyoruz anımsayın aciziz çünkü Boğaz’ın yarısını doldursak ilk gün ve sonraki günler bir öncekinin yarısı kadar doldurarak ilerlesek öbür yakaya ulaşamayacağımız son derece açıkken nasıl oluyor da bu kadın ve erkek sonsuz derecede yaklaşıyorlar ve belirginleşen özellikleri eril ağız dişil boyun ya da tersi bilemiyorum önemli olan belirginleşmesi ve öpüş

“Dünyada yeteri kadar
Acı var zaten.
Yat sevgilim; yaT.
Canın yanacak.
(çoktan öldün ya)”

Demiştik ki gece: birkaç ateştenböceği kedi patileriyle gelen sis ve gece: yani yan yana koyuyor gibiyiz sevime sahip olanla olmayanı duygu açısından çünkü sanki korkunç ama aynı zamanda ve aslında diğer zaman dilimlerinde de bakmayın pasta değil tabii suyun da zamanla ilişkisi yok ama bariz akmaya görsünler hemen lafın gelişi etiketiyle bilirsiniz bu işleri demek ki neymiş hem korkunç hem sevilebilir ki elden gelmesi olanaksız herhangi bir şeyin ancak evet efendim diyebiliyoruz gökyüzüne ve sokaklara ve geceye sonra yani bu aşamada gece bıyıklarını oynattığında: dişil boyun eril ağız “ya da” kısmını biliyorsunuz zaten öpüş; ama, aslında, (fakat ve diğerleri) biraz da ısırış (mıyız?)

Sus.


***

Kılavuz:


“Kuşbakışı” adlı öykü, müziğe aktarılabilecek şekilde tasarlandı. İlgilenenler için:

a: do’, e: mi, ı: si’, i: sol’, o:do”, ö: mi”, u: fa”, ü: sol”,
b: do, c: re, ç: mi, d: fa, f: sol, g: la, ğ: si’, h: re’,
j: fa’, k: la’, l: si’, m: re”, n: la”, p: si”, r: sib”,
s: sol”, ş: fa diyez’, t: re’, v: fa, y: sol’, z: do diyez.

Sözcüklerin ilk harflerinin getirdiği koşullar:
a, ç, n, r: Viyola, viyolonsel ve baslar “do-mi-sol-mi” tekrarıyla sözcük boyunca armoni yapar, kemanlar ezgiyi çalar.
b: Kemanlar dışındaki yaylı çalgılar. Korno ve trombon, sözcük boyunca “do” notasını staccato çalar.
c, f, ı, j, l: Bir notayı kemanlar, bir notayı korno ve trompetler çalar. Tuba, sözcük boyunca “fa-sol” çalar.
d: Sözcüğün her harfi iki vuruş çalınır – flüt ve kemanlar. Flüt çalanlardan birisi güzel bir kızsa, sözcük sonunda sağ yanağını kaşır.
e: Kemanlar çalar, klarnetler sözcük boyunca yarım vuruş geriden izler.
g: Her harf yarım vuruş çalınır. Orkestra ezgiyi çalarken obua, saksofon ve baslar ilk üç harf boyunca “mi” çalar. Ardından saksofon çalanlar, birinci sırada oturan seyircilerden (isteğe bağlı) birisiyle göz göze gelir.
h: Birinci keman öksürür, önceki sözcükteki düzenleme sürer.
i: Baslar ve bakır üflemeliler ezgiyi çalar, viyolonseller ezgiyi iki nota üstten çalar, kemanlar yaylarını keman tahtasına vurur.
k: Harfle yarım vuruş çalınır – yalnızca keman ve baslar.
m: Flüt ezgiyi çalar, viyolar sayfa çevirir, kemanlar “do”dan, baslar “fa”dan başlayarak “dandini dandini dastana”yı çalar.
o: Davul ve tüm orkestra.
ö, ş, u: kemanlar ve flütler “si-do” tril’i yaparken orkestra ezgiyi “piano” çalar.
t: Kemanlar ezgiyi çalarken, viyolalar harfleri yarım değerleriyle çalar ve sözcüğü yineler, bakır üflemeliler bundan sonra gelen üçüncü sözcüğü fazla şamata yapmadan çalar.
ü: Sözcük başında ise, herkes istediğini çalmakta özgürdür, sözcük sonuna geldiği zaman seyirci (yanlış yerde) alkışlar.
v: Vurmalıları çalan, ayakkabılarını çözüp bağlar, yalnız baslar çalar, en genç viyolonselist “daha dün annemizin” şarkısının giriş notalarını çalar, bitince “sol-mi” notalarıyla kahkaha atar, şef seyircilere dönüp gözlerini yuvarlar. (“ve” hariç.)
y: Fagot ve viyola.
z: Baştan üçüncü basçının canı bira çeker, bunu solundaki basçıya söyler, o da bakışlarını şeften ayırmadan başını iki defa yukarıdan aşağıya sallar, önceki sözcüğün düzenlemesi sürdürülür.

Parça 4/4’lüktür, vuruş değeri belirtilmeyen sözcüklerin harfleri birer vuruş çalınacaktır.
Bölümlerin tempo özellikleri, konser başlamadan hemen önce, o anki duruma ve başı ağrıyanların sayısına bakarak saptanacaktır.
do, do’, do” yükselen oktavları belirtmektedir.
ve: Zil
büyük harf: Bu notayı bütün orkestra çalar.
: : crescendo (iki sözcük boyunca).
(): parantez içindekiler forte çalınır.
, : son nokta iki vuruş uzatılır.
. : son hece iki vuruş uzatılır.
? : son nota forte, bir vuruş sus.
“”: obua solo.
; : orkestra şefi sırıtır.

***

Piyanoda Kuşbakışı

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.