Bugüne dek yazdıklarıma baktığımda, genellikle “sistem” karşısında yalnız kalmış bireyi yazdığımı görüyorum; “sistem”in tanımları farklılıklar gösterebiliyor, bireyler başka başka türden olabiliyor, yalnızlık ve bununla mücadele biçimleri de aynı şekilde değişkenlik gösteriyor.
7’de Hakan bir yeraltı dininin, Kronk’un sistemiyle
karşılaşıyor, sisteme buyur ediliyor, sistemi beğenmiyor (daha doğrusu ciddiye
alamıyor) ve sistemden çıkmak istiyor, bunun bedelini de canıyla ödüyor.
Suç ve Ceza’da sistemi bizzat Mukaber
yaratıyor, kendi kafasının içinde var olan bir sistem bu, yazarların okunmak
suretiyle öldürüldüğü bir sistem; Mukaber bu sisteme karşı yalınkılıç bir
mücadeleye kalkışıyor ama daha neredeyse ilk adımda kendi yenilgisini ilan edip
canına kıyıyor, tek tesellisi sistemden önce davranmış olmak.
Gitmeyecekler İçin Urbino’da “birey” Dük ve
onun görevlendirdiği ikiz kızlar, “sistem”se uluslararası turizm düzeni. Burada
bireyin mücadeleden galip çıktığını, en azından bir cephede (Urbino) sistemi
dize getirdiğini görüyoruz. Bunun gerçek bir zafer olup olmadığı tartışılır –
başka cephelerde yinelenmediği gibi, burada da Urbino’nun yıkımına yol açtığı
için kaş yaparken göz çıkarıldığı, bunun bir Pyrrhus zaferinden ibaret olduğu
iddia edilebilir.
Olgunluk Çağı Üçlemesi’nin ilk cildi olan Balığın
Esir Düştüğü Yer’de Hökl, sistemin sıradan bir dişlisiyken bunu
reddederek sisteme karşı bayrak açıyor; yok edilmesi beklenirken bir lütuf sonucu
affediliyor ve sonrasında sistem karşıtı mücadelenin tarihçisi rolüne
bürünüyor. Sönmemiş Kireç’te BMA aynı sistemin lokal bir versiyonuna karşı
bağımsızlık mücadelesine girişen, yalnızlıktan gelip yalnızlığa giden bir lider
konumunda. Oyun İmparatorluğu sistemi galaktik boyutlara çıkarıyor,
burada Zürafaları Lekeleme Komitesi’nin de, Dünya’sı temsil eden O’nun da
modeldeki “birey”e uyduğu söylenebilir. Üçleme’de mücadele sonlanmaz; sistemin
gerçekliği, dolayısıyla mücadele olasılığının kendisi şüpheye düşer. Bu tabii
aynı zamanda bireyin yenilmeden kurtulabileceği bir dünya vaat eder.
Kant Kulübü, 7’yle başlamış Holéy
Sevner-Zürafaları Lekeleme Komitesi evreninin çocuk kitabı versiyonunu sunuyor,
burada ana karakterler sistemin adamları aslında, “birey”se hiç bunlardan
haberi olmayan, dolayısıyla mücadele de veremeyen Alkan; ancak kendisi olmayı
sürdürmekle verebiliyor mücadelesini ama bu da yeterli olmuyor. Yenilmesinin
gerekliliğini kabulleniyor, sistemi haklı buluyor bir anlamda.
19’da ve Zamanın En Kısa Hali’nde bu
sistem-birey karşıtlığı biraz daha yumuşuyor, hatları keskin olmaktan çıkıyor. 19’da
M.’nin “Gerçek’ten daha edebi, Edebiyat’tan daha geçek” bir kitap yazma utkusuyla
genel edebiyat dünyasına ve yayıncılık endüstrisine karşı ayaklandığı söylenebilir;
kazandığı zaferse güvene ve aşka ihanet ederek, son tahlilde sisteme
beklenmedik bir yerden entegre olarak kazanılmış bir zafer.
Zamanın En Kısa Hali’nde adsız ana karakterin
yaradılışı (cinsiyetler arasında serbest geçişkenliğe sahip oluşu) onu
yapayalnız kılıyorsa da “sistem”le bu alanda bir savaş vermiyor; Constantine
kadar ayrıksı olsa da sistem onu görmezden geliyor bir anlamda. Karakter de
zaten sisteme karşı bir mücadele algısı yansıtmıyor romanda verilen “an”larda; roman
sanki sistem-birey karşıtlığının ve bunun sonucu ortaya çıkan mücadelenin
tanımlanmadığı bir dünyada suyun kendi yolunu bulacağını, herşeyin olacağına varacağını
söylüyor.
Sincaplı Gece’de Emine, sisteme karşı verdiğini
sandığı mücadelenin bizzat sistem tarafından senaryolaştırılmış, sonucu belli,
sistemi berkiten bir mücadele olduğunu öğrenmek zorunda kalıyor.
Y’de Constantine tam anlamıyla tüm dünyaya karşı tek
başına bir varoluş mücadelesi veriyor; romanın sonunda bu mücadelede yalnız
olmayabileceği sezdirilse de, Pinokyo olmaktan çıkıp kanlı canlı, etten
kemikten bir çocuğa dönüşebilmesinin, varlığını sürdürebilmesinin, sisteme
dahil olmayı seçmekle mümkün olduğunu görüyoruz.
Ofelya, sistemin ve sonuçlarının en katı biçimde
tanımlandığı bir kurgu dünyasında geçiyor; roman Hamlet oyununun (yani
Shakespeare’in) kurallarının ve sınırlarının ihlal edilmeyeceği vaadiyle
başlıyor ve bu vaadin yerine getirilmesiyle sonuçlanıyor. Bu koşullar altında
Ofelya yine de çırpınmaktan ve kendisi olmaya çalışmaktan vazgeçmiyor; trajik
yenilgisi ancak gelecekteki zaferlere atıfla “boşunalık”tan kurtuluyor.
Sözcüklerin Anlamı’nda sistem çok güçlü, birey
(Duru’yla Demir) çok zayıf; mücadele, ancak mücadele etmeyerek, sistemin
farkında değilmiş gibi yaparak mümkün görünüyor, daha doğrusu bireylerin kabulü
bu. Acımasızca ezilmelerine yol açan da belki bu mücadelesizlik ve
aldırışsızlık.
Bu romanların hepsinin temelinde bir Tepegöz masalı, bir David-Goliath
efsanesi yatıyor gibi; çocukluğumun hikayelerinde bu tür mücadelelerin
geçtiğini çok iyi hatırlıyorum, hatta Mandrake’nin bir macerasında da dev bir
robot olarak konu ediliyordu Goliath. Ancak bu efsanedeki umut bende tampere edilmiş,
dizginlenmiş, ona sinik bir gözle bakılmış. Bu bakışın kaynağında da üç temel
okuma olduğunu düşünüyorum – 1984, İkinci Vakıf ve Tutunamayanlar.
Bu üç romanı da lise yıllarımda okudum ve üçünden de okur olarak çok etkilendim
(her ne kadar Cesur Yeni Dünya’nın 1984’ten daha iyi bir
roman olduğunu düşündüysem de); yazar olarak da çok etkileneceğimi o zamanlar
bilemezdim elbette. İkinci Vakıf bana “sistem”in ne kadar büyük
boyutlarda, ne kadar güçlü, ne kadar gizli tasavvur edilebileceğini gösterdi; 1984
işin içine sinsiliği, mücadeleyi kırma biçimlerinin acımasızlığını, bireyin
gerçek yalnızlığını kattı; Tutunamayanlar’sa herşeyin aslında kendi tahayyülümüzün
bir sonucu olabileceğini, yenilginin önce kendi kafamızda gerçekleştiğini,
yalnızlığın mutlak olduğunu ama bunun da kafaya bağlı olduğunu düşündürdü.
Şimdi bakınca öyle geliyor en azından. Şu kadarını yazarken de biliyordum ama: Zürafaları
Lekeleme Komitesi’nin atası İkinci Vakıf; Balığın Esir Düştüğü Yer’deki
Ebrino 1984’ün O’Brien’ı; Hakan, Mukaber, Ofelya ve diğerleri hep Atay’ın
paltosundan çıkma.
Yine de vurgulamam gerek, bu romanları kafamda bu modelle
yazmadım; şimdi geriye bakıp ortak noktalarının bu kadar kolayca bir çerçeveye
oturtulabileceğini görmek de şu an beni şaşırtıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.