10.5.26

Ne Yazmışım, Neden Yazmışım

 

Bugüne dek yazdıklarıma baktığımda, genellikle “sistem” karşısında yalnız kalmış bireyi yazdığımı görüyorum; “sistem”in tanımları farklılıklar gösterebiliyor, bireyler başka başka türden olabiliyor, yalnızlık ve bununla mücadele biçimleri de aynı şekilde değişkenlik gösteriyor.

7’de Hakan bir yeraltı dininin, Kronk’un sistemiyle karşılaşıyor, sisteme buyur ediliyor, sistemi beğenmiyor (daha doğrusu ciddiye alamıyor) ve sistemden çıkmak istiyor, bunun bedelini de canıyla ödüyor.

Suç ve Ceza’da sistemi bizzat Mukaber yaratıyor, kendi kafasının içinde var olan bir sistem bu, yazarların okunmak suretiyle öldürüldüğü bir sistem; Mukaber bu sisteme karşı yalınkılıç bir mücadeleye kalkışıyor ama daha neredeyse ilk adımda kendi yenilgisini ilan edip canına kıyıyor, tek tesellisi sistemden önce davranmış olmak.

Gitmeyecekler İçin Urbino’da “birey” Dük ve onun görevlendirdiği ikiz kızlar, “sistem”se uluslararası turizm düzeni. Burada bireyin mücadeleden galip çıktığını, en azından bir cephede (Urbino) sistemi dize getirdiğini görüyoruz. Bunun gerçek bir zafer olup olmadığı tartışılır – başka cephelerde yinelenmediği gibi, burada da Urbino’nun yıkımına yol açtığı için kaş yaparken göz çıkarıldığı, bunun bir Pyrrhus zaferinden ibaret olduğu iddia edilebilir.

Olgunluk Çağı Üçlemesi’nin ilk cildi olan Balığın Esir Düştüğü Yer’de Hökl, sistemin sıradan bir dişlisiyken bunu reddederek sisteme karşı bayrak açıyor; yok edilmesi beklenirken bir lütuf sonucu affediliyor ve sonrasında sistem karşıtı mücadelenin tarihçisi rolüne bürünüyor. Sönmemiş Kireç’te BMA aynı sistemin lokal bir versiyonuna karşı bağımsızlık mücadelesine girişen, yalnızlıktan gelip yalnızlığa giden bir lider konumunda. Oyun İmparatorluğu sistemi galaktik boyutlara çıkarıyor, burada Zürafaları Lekeleme Komitesi’nin de, Dünya’sı temsil eden O’nun da modeldeki “birey”e uyduğu söylenebilir. Üçleme’de mücadele sonlanmaz; sistemin gerçekliği, dolayısıyla mücadele olasılığının kendisi şüpheye düşer. Bu tabii aynı zamanda bireyin yenilmeden kurtulabileceği bir dünya vaat eder.

Kant Kulübü, 7’yle başlamış Holéy Sevner-Zürafaları Lekeleme Komitesi evreninin çocuk kitabı versiyonunu sunuyor, burada ana karakterler sistemin adamları aslında, “birey”se hiç bunlardan haberi olmayan, dolayısıyla mücadele de veremeyen Alkan; ancak kendisi olmayı sürdürmekle verebiliyor mücadelesini ama bu da yeterli olmuyor. Yenilmesinin gerekliliğini kabulleniyor, sistemi haklı buluyor bir anlamda.

19’da ve Zamanın En Kısa Hali’nde bu sistem-birey karşıtlığı biraz daha yumuşuyor, hatları keskin olmaktan çıkıyor. 19’da M.’nin “Gerçek’ten daha edebi, Edebiyat’tan daha geçek” bir kitap yazma utkusuyla genel edebiyat dünyasına ve yayıncılık endüstrisine karşı ayaklandığı söylenebilir; kazandığı zaferse güvene ve aşka ihanet ederek, son tahlilde sisteme beklenmedik bir yerden entegre olarak kazanılmış bir zafer.

Zamanın En Kısa Hali’nde adsız ana karakterin yaradılışı (cinsiyetler arasında serbest geçişkenliğe sahip oluşu) onu yapayalnız kılıyorsa da “sistem”le bu alanda bir savaş vermiyor; Constantine kadar ayrıksı olsa da sistem onu görmezden geliyor bir anlamda. Karakter de zaten sisteme karşı bir mücadele algısı yansıtmıyor romanda verilen “an”larda; roman sanki sistem-birey karşıtlığının ve bunun sonucu ortaya çıkan mücadelenin tanımlanmadığı bir dünyada suyun kendi yolunu bulacağını, herşeyin olacağına varacağını söylüyor.

Sincaplı Gece’de Emine, sisteme karşı verdiğini sandığı mücadelenin bizzat sistem tarafından senaryolaştırılmış, sonucu belli, sistemi berkiten bir mücadele olduğunu öğrenmek zorunda kalıyor.

Y’de Constantine tam anlamıyla tüm dünyaya karşı tek başına bir varoluş mücadelesi veriyor; romanın sonunda bu mücadelede yalnız olmayabileceği sezdirilse de, Pinokyo olmaktan çıkıp kanlı canlı, etten kemikten bir çocuğa dönüşebilmesinin, varlığını sürdürebilmesinin, sisteme dahil olmayı seçmekle mümkün olduğunu görüyoruz.

Ofelya, sistemin ve sonuçlarının en katı biçimde tanımlandığı bir kurgu dünyasında geçiyor; roman Hamlet oyununun (yani Shakespeare’in) kurallarının ve sınırlarının ihlal edilmeyeceği vaadiyle başlıyor ve bu vaadin yerine getirilmesiyle sonuçlanıyor. Bu koşullar altında Ofelya yine de çırpınmaktan ve kendisi olmaya çalışmaktan vazgeçmiyor; trajik yenilgisi ancak gelecekteki zaferlere atıfla “boşunalık”tan kurtuluyor.

Sözcüklerin Anlamı’nda sistem çok güçlü, birey (Duru’yla Demir) çok zayıf; mücadele, ancak mücadele etmeyerek, sistemin farkında değilmiş gibi yaparak mümkün görünüyor, daha doğrusu bireylerin kabulü bu. Acımasızca ezilmelerine yol açan da belki bu mücadelesizlik ve aldırışsızlık.

 

Bu romanların hepsinin temelinde bir Tepegöz masalı, bir David-Goliath efsanesi yatıyor gibi; çocukluğumun hikayelerinde bu tür mücadelelerin geçtiğini çok iyi hatırlıyorum, hatta Mandrake’nin bir macerasında da dev bir robot olarak konu ediliyordu Goliath. Ancak bu efsanedeki umut bende tampere edilmiş, dizginlenmiş, ona sinik bir gözle bakılmış. Bu bakışın kaynağında da üç temel okuma olduğunu düşünüyorum – 1984, İkinci Vakıf ve Tutunamayanlar. Bu üç romanı da lise yıllarımda okudum ve üçünden de okur olarak çok etkilendim (her ne kadar Cesur Yeni Dünya’nın 1984’ten daha iyi bir roman olduğunu düşündüysem de); yazar olarak da çok etkileneceğimi o zamanlar bilemezdim elbette. İkinci Vakıf bana “sistem”in ne kadar büyük boyutlarda, ne kadar güçlü, ne kadar gizli tasavvur edilebileceğini gösterdi; 1984 işin içine sinsiliği, mücadeleyi kırma biçimlerinin acımasızlığını, bireyin gerçek yalnızlığını kattı; Tutunamayanlar’sa herşeyin aslında kendi tahayyülümüzün bir sonucu olabileceğini, yenilginin önce kendi kafamızda gerçekleştiğini, yalnızlığın mutlak olduğunu ama bunun da kafaya bağlı olduğunu düşündürdü. Şimdi bakınca öyle geliyor en azından. Şu kadarını yazarken de biliyordum ama: Zürafaları Lekeleme Komitesi’nin atası İkinci Vakıf; Balığın Esir Düştüğü Yer’deki Ebrino 1984’ün O’Brien’ı; Hakan, Mukaber, Ofelya ve diğerleri hep Atay’ın paltosundan çıkma.

Yine de vurgulamam gerek, bu romanları kafamda bu modelle yazmadım; şimdi geriye bakıp ortak noktalarının bu kadar kolayca bir çerçeveye oturtulabileceğini görmek de şu an beni şaşırtıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.