Yazarın geçinme hakkı olabilir, iki nedenden ötürü: 1.insan olduğu için, 2.toplumsal yaşama katkıda bulunduğu için.
Bu hakkın karşılığının ne olacağı ve nasıl ödeneceği,
toplumsal sistemlere göre değişir. Sosyalist bir sistemde herkes gibi yazar da
toplumsal artı değerin bölüşümünün parçası olarak kendi payını alır. Kapitalist
bir sistemdeyse yazar bu hakkı "hak etmek" zorundadır, bu da ürününün serbest piyasadaki karşılığını almasıyla, ek olarak bireylerin
gönüllü bağışlarına talip olmasıyla gerçekleşir; burada emeğine karşılık "hak" olarak bekleyeceği “doğal”
bir gelir yoktur, emeğinin değeri olup olmadığını, varsa ne kadar olduğunu
piyasa belirler.
Bugün yaşadığımız kapitalist sistemde yazar, geçimini
sağlamak için üç fonksiyon üstlenir: sanatçı, zanaatkar, pazarcı.
Sanatçı fonksiyonu, yazarın kendi kendisine olan içsel
talebinin sonucudur aslında, yazmak zorunluluğu hissettiği için yazar, kendisi
olabilmek için yazar, böyle varolabildiği için yazar, kimse para vermese de
yazar.
Zanaatkar fonksiyonu, yazma becerisini başkalarının
hizmetine sokmasıyla ortaya çıkar: başkaları için sipariş üzerine metin yazar,
iyi yazdığı için metinlerle ilgili işler üstlenir, başkalarına yazmayı öğretir,
yazı ve edebiyatla ilgili bir uzmanlık kesbettiği varsayıldığından bu uzmanlığı
paraya dönüştürebilir.
Pazarcı fonksiyonu, kendi üretimine dikkat çekmek,
tanıtmak, yaygınlaştırmak, sevdirmek, yeni müşteri kazanmak için yazarın
yaptığı şeyleri kapsar – imza günü ve söyleşiler düzenleyebilir, çekilişler ve
kampanyalar yapabilir, görünürlüğünü ve bilinirliğini artıracak faaliyetlerde
bulunabilir.
Bugünkü toplumsal yapıda bütün bunlar, örneğin bir peynir
üreticisinin geçinme hakkı kadar hak verir yazara. Bir peynir üreticisi, örneğin
küflü peynir konusunda uzmanlaşmışsa, peynirlerinin satışından geçinemediği
için yakınma hakkına sahip değildir, gerçekten iyi küflü peynirler üretiyor
olsa bile. Talebi olmayan bir arzda bulunuyorsa bu onun sorunudur, kimse onun
küflü peynirine para vermek zorunda değildir; piyasası yoksa yaratmak, varolan
piyasasını büyütmek peynirciye kalmıştır. Yazar da, sanatı kapsamında yazdığı metinlerden
para kazanamıyor, geçimini sağlayamıyorsa bu nedenle okuru ya da başkalarını
suçlayamaz; sanatından geçinme garantisi ona başta verilmemiştir ki böyle bir
talebi olabilsin; sırf yazıyor olduğu için yarı-kutsal bir konuma hak
kazanmamıştır ki bireyler ve toplum onu yaşatmak ve beslemekle yükümlü olsun.
Yazar, zanaatkar olarak değil sadece sanatçı olarak
geçinebilmek istiyorsa bunun tarihsel yöntemi, kendisine bir hami bulmasıdır – eskiden
soylular ve saray çevresi olarak somutlaşan hamilik sistemi bugün devlet
yapıları, yerel yönetimler, kar amacı gütmeyen özel kurumlar, şirketler ve
zengin bireyler tarafından sürdürülüyor, bazı ülkelerdeyse daha
demokratik/tabana yayılmış destekleme sistemleri (gofundme vs.) bulunabiliyor.
Yine de burada genel tanımıyla “hami” yazara karşı bir destek yükümlülüğü taşımaz;
istediği için destekler, yazar “hak ettiği” için değil.
Başka sistemler elbette mümkün, ama bugün sanatıyla geçinmek isteyen bir yazar, her üretici gibi tüketicinin nabzını tutmak, üretimini ona göre biçimlendirmek ve konumlandırmak, tüketiciyi tüketmeye ikna etmek zorundadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.