30.3.26

Yazarın Geçinme Hakkı

Yazarın geçinme hakkı olabilir, iki nedenden ötürü: 1.insan olduğu için, 2.toplumsal yaşama katkıda bulunduğu için.

Bu hakkın karşılığının ne olacağı ve nasıl ödeneceği, toplumsal sistemlere göre değişir. Sosyalist bir sistemde herkes gibi yazar da toplumsal artı değerin bölüşümünün parçası olarak kendi payını alır. Kapitalist bir sistemdeyse yazar bu hakkı "hak etmek" zorundadır, bu da ürününün serbest piyasadaki karşılığını almasıyla, ek olarak bireylerin gönüllü bağışlarına talip olmasıyla gerçekleşir; burada emeğine karşılık "hak" olarak bekleyeceği “doğal” bir gelir yoktur, emeğinin değeri olup olmadığını, varsa ne kadar olduğunu piyasa belirler.

Bugün yaşadığımız kapitalist sistemde yazar, geçimini sağlamak için üç fonksiyon üstlenir: sanatçı, zanaatkar, pazarcı.

Sanatçı fonksiyonu, yazarın kendi kendisine olan içsel talebinin sonucudur aslında, yazmak zorunluluğu hissettiği için yazar, kendisi olabilmek için yazar, böyle varolabildiği için yazar, kimse para vermese de yazar.

Zanaatkar fonksiyonu, yazma becerisini başkalarının hizmetine sokmasıyla ortaya çıkar: başkaları için sipariş üzerine metin yazar, iyi yazdığı için metinlerle ilgili işler üstlenir, başkalarına yazmayı öğretir, yazı ve edebiyatla ilgili bir uzmanlık kesbettiği varsayıldığından bu uzmanlığı paraya dönüştürebilir.

Pazarcı fonksiyonu, kendi üretimine dikkat çekmek, tanıtmak, yaygınlaştırmak, sevdirmek, yeni müşteri kazanmak için yazarın yaptığı şeyleri kapsar – imza günü ve söyleşiler düzenleyebilir, çekilişler ve kampanyalar yapabilir, görünürlüğünü ve bilinirliğini artıracak faaliyetlerde bulunabilir.

Bugünkü toplumsal yapıda bütün bunlar, örneğin bir peynir üreticisinin geçinme hakkı kadar hak verir yazara. Bir peynir üreticisi, örneğin küflü peynir konusunda uzmanlaşmışsa, peynirlerinin satışından geçinemediği için yakınma hakkına sahip değildir, gerçekten iyi küflü peynirler üretiyor olsa bile. Talebi olmayan bir arzda bulunuyorsa bu onun sorunudur, kimse onun küflü peynirine para vermek zorunda değildir; piyasası yoksa yaratmak, varolan piyasasını büyütmek peynirciye kalmıştır. Yazar da, sanatı kapsamında yazdığı metinlerden para kazanamıyor, geçimini sağlayamıyorsa bu nedenle okuru ya da başkalarını suçlayamaz; sanatından geçinme garantisi ona başta verilmemiştir ki böyle bir talebi olabilsin; sırf yazıyor olduğu için yarı-kutsal bir konuma hak kazanmamıştır ki bireyler ve toplum onu yaşatmak ve beslemekle yükümlü olsun.

Yazar, zanaatkar olarak değil sadece sanatçı olarak geçinebilmek istiyorsa bunun tarihsel yöntemi, kendisine bir hami bulmasıdır – eskiden soylular ve saray çevresi olarak somutlaşan hamilik sistemi bugün devlet yapıları, yerel yönetimler, kar amacı gütmeyen özel kurumlar, şirketler ve zengin bireyler tarafından sürdürülüyor, bazı ülkelerdeyse daha demokratik/tabana yayılmış destekleme sistemleri (gofundme vs.) bulunabiliyor. Yine de burada genel tanımıyla “hami” yazara karşı bir destek yükümlülüğü taşımaz; istediği için destekler, yazar “hak ettiği” için değil.

Başka sistemler elbette mümkün, ama bugün sanatıyla geçinmek isteyen bir yazar, her üretici gibi tüketicinin nabzını tutmak, üretimini ona göre biçimlendirmek ve konumlandırmak, tüketiciyi tüketmeye ikna etmek zorundadır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.