10.5.15

diktatörün biri



hiç sırası olmayan diktatör hikayeleri (dk'den çıkacak diktatör antolojisinde yayımlanacak "diktatörler" adlı öyküden):

Emekli olduktan sonra kıyıdan uzakta, zeytincilikle geçinen bir kasabaya yerleşen diktatörün biri, birkaç yıl içinde toplumsal bellekten silindi, eski şaşalı günlerini kimse hatırlamaz, okeyde taş aşırmasına müsamaha göstermez oldu. Yüzü çok hatırda kalır bir yüz değildi; sesinde ya da konuşmasında belirgin bir özellik yoktu; sıradan bir diktatör olarak görevini yapmış, sıradan bir ihtiyar olarak günlerinin tükenmesini bekliyordu şimdi. Yolu kasabadan geçen ve onun tuhafiyeci dükkanına bir düğme, bir parça lastik ya da ufak bir şişe kolonya almak için gelen yabancılarla bazen yarenlik yapacağı tutar, ama eskiden diktatör olduğuna kimseyi gerçekten inandıramazdı. Böyle günlerin akşamlarında, evine döner dönmez gardırobunun diplerinden, düğmeleri kafatası kemiğinden yapılmış tören üniformasını çıkarıp giyer, ayna karşısına geçer, herkesin çoktan unuttuğu sönük konuşmalarından birini yapardı. Ne yazık ki bu hayal kırıklığı ölümünde de sürdü; vasiyetine rağmen, diktatör bu üniformasıyla gömülmedi.

***

Diktatörün biri, işin zorluklarına dayanamayıp aklını yitirmişti; bir dağın yamacında, orman içinde bir klinikte yaşıyordu artık, tedavisinin imkansız olduğu kabul edilmişti. Kendisinden sonra gelen diktatör, eski diktatörün tüm masraflarını bir vefa örneği olarak kendi cebinden karşılayacağını duyurmuştu. Aklını yitiren eski diktatör, diğer bazı hastalarla devlet işlerine dair toplantılar yaparak ve sekreter kılığına girmiş bir hemşireye mektuplar, gazete makaleleri ve konuşma metinleri yazdırarak geçiriyordu günlerini. Hastane hekimleri diktatörün ailesini kaçınılmaz sona hazırlamaya çalışmış, birkaç yıl içinde bu kadarını bile dikte edemeyeceğini anlatmışlardı, sonrasında perişan aileyi hiçbiri teskin edememişti.

***

On binlerin üzerine gözünü kırpmadan bombalar yağdırmış, sokaktaki masum insanları kurşun yağmuruna tutturmuş, siyasal rakiplerini işkenceyle öldürtmüş (bir-ikisini bizzat öldürdüğü anlatılırdı), halkının büyük bir kısmı yoksulluk çekerken kişisel servetini milyarlarca dolara çıkarmış, cebinden beş kuruş ödemeden, şirket patronlarına yaptırdığı sarayında şatafat içinde yaşayan bir diktatör bu, ama bakın: ülkenin en ünlü bestecisinin ablasını boğulmaktan son anda kurtardıktan, deniz kenarındaki muhteşem villasına kucağında taşıdıktan sonra, kendi elleriyle hazırladığı sıcak ıhlamuru yudum yudum içiriyor, müzik ve estetik konusunda yaşlı kadıncağızla sohbet ediyor şimdi.

***

Diktatörün ortadan kayboluşunun beşinci gününde ülkede yaşam durma noktasına geldi. İnsanlar bulvarlarda ruh gibi yürüyor, caddelerde sebepsiz yere birbirlerine sarılıyor, arka sokaklarda yere yığılıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Hayatın bu gerçeğini bir gün öğrenmek zorunda kalacakları, hiçbirinin aklına gelmemişti belli ki: bir diktatör tarafından yönetilen bir ülkede yaşamak zordu, ama asıl korkuncu, bir diktatör tarafından kaderine terk edilen bir ülkede yaşamak zorunda kalmaktı.

 ***

Ülke bir diktatörlük olmaktan çıkalı neredeyse on yıl oluyordu; herkes biliyordu bunu, diktatörün kendisi dışında herkes. Bir tek diktatör, ülkenin hala bir diktatörlük olduğunu, herkesin ondan ölesiye korktuğunu ve iliklerine kadar nefret ettiğini sanıyordu. On yıl kadar önce, kötü bir rüyadan uyanır gibi, artık bir diktatörlükte yaşamak istemediklerine karar vermişti insanlar, sessizce, hep birlikte, önceden anlaşmışçasına. Ne var ki bunu diktatöre söylediklerinde kalbinin kırılacağından herkes emindi; o yüzden, yine sessizce, kimsenin tek sözcük söylemesine gerek kalmadan, diktatörü idare etmeye, pışpışlamaya karar vermişlerdi. Zaten sağlığı bozuktu diktatörün, en fazla birkaç yıl daha yaşayabileceğini fısıldıyordu hekimler; son günlerini mutlu geçirmesini sağlamakta ne gibi bir sakınca olabilirdi? Ne var ki diktatör beklenenden daha dirençli çıkmıştı, onun haberi bile olmadan kendisine biçilen süreyi aşmış, dinç bir diktatör olarak yaşamını sürdürmüştü. Halkı bu durumu da sorun etmemiş, kendi bildikleri gibi yaşamış, iktidarı olmayan diktatörlerine sert erkek muamelesi yaparak gönlünü hoş tutmuşlardı. Zaten yalandan kim ölmüştü ki?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.