17.7.19

ÇAĞDAŞ SANATÇI KLASİKLERE NASIL BAKAR?



Röportaj: Semra Ege, Edebiyatist, Temmuz-Ağustos 2019

‘’İmlem olmasa, sözcükler birer ses ya da çizgi halinde dağılıp giderdi." der Sartre. İmlem, imgelem zihnimizde oluşturduğumuz bir biçimdir bu minvalde. Gerek yazın sanatında gerekse de plastik sanatlarda aslolan da budur: İmge oluşturmak. Sanatçı, üretiminde bir düşünceden yola çıkarak, doğduğu andan yaratıcı edim sürecine kadar olan zamandaki bütün kişisel kodları ile bir dışavurum sergilemektedir. Ve bu da dünyayı yeniden ele geçirme ereğini güder.

O zaman sanat; neresinden bakılırsa bakılsın, yeni bir öz-biçim ilişkisi içerisinde dünyayı yeniden yorumlamaktan başka bir şey değildir. Ve belki de sırf bu yüzden çok şey'dir!

Can Yayınları, geçtiğimiz aylarda 20 Klasiğin yeni baskılarında kapak fotoğraflarını, 20 Çağdaş Fotoğraf Sanatçısına yorumlattı. Yine aynı şekilde Haziran ayında çıkan Kısa Klasikler Dizisi’nin kapaklarında illüstrasyon sanatçılarının işlerini görüyoruz. Fotoğraf ve illüstrasyon sanatçıları, kitapları okuduklarında zihinlerinde canlandırdıkları imgelerle kitabı tek bir fotoğrafla/illüstrasyonla anlatmaya çalıştılar. Zihinlerindeki imgeyi görsel bir sunuma dönüştürmenin hissiyatını elbette tek tek sanatçılarla konuşmak gerek. Ancak biz bu süreci şimdi öykücü, şair, romancı ve aynı zamanda Can Yayınları Genel Yayın Yönetmeni olan Sayın Cem Akaş ile konuşacağız.

Semra Ege: Öncelikle sormak istediğim, fotoğraf - edebiyat ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cem Akaş: 19. yüzyılda fotoğraftan, 20. yüzyılda sinemadan etkilenen, bu imge düzenini sözcüklerle yaratmaya çalışan çok sayıda yazar oldu; bunun tersi yönünde de fotoğrafçıların (tıpkı önceki dönemlerin ressamları gibi) çok bilinen bazı metinleri, mitolojik hikayeleri, kutsal kitap pasajlarını görselleştirdiğini biliyoruz. Belki daha ilginç olanı, günümüz fotoğrafçılarının kendi sanatlarında bir anlatı düzeni kurmaya çalışması, yani bilinen bir metni sahnelemek değil de kendi sahnelerini, kendi hikayelerini yaratması. Bazen bu anlatısal fotoğraflar, sahneledikleri anın öncesi ve sonrası olduğunu ima ediyor, izleyiciden bu kronolojiyi tamamlamasını talep ediyor; bazense fotoğrafın başlığı ya da mütemmim cüzü olan bir metin sağlıyor bu anlatıyı, o metinle fotoğraf bir anlatı bütünü oluşturuyor daha doğrusu. Benzer bir yönteme yazarların da başvurduğunu görebiliyoruz – kendi anlatılarına eşlik edecek fotoğraflar bulabiliyor ya da bazen çekebiliyorlar, bazen bu fotoğrafların yarattığı belgesellik – sahicilik hissini de kurgularının bir parçası yapıyorlar, Sebald gibi.

SE: Aslında “Tekrar Eden Yeniden Yorumlar” minvalinde sanatsal üretimlerde esin, esinlenme, öykünme sanatçının sıkça başvurduğu bir güdüsel yaklaşımdır diyebiliriz. Bir Rönesans Dönemi Tablosunu tekrar yorumlayan sanatçılar olduğu gibi, yine topluma malolmuş bir imajı tekrar tekrar, bıkmadan, usanmadan yorumlayan sanatçılar da bulunmakta. Aslında merak ettiğim, bizim zaten fotoğrafçı olarak esinlendiğimiz, öykündüğümüz bir şeyi; bir edebiyatçı, bir yayınevi olarak projelendirmeniz ve hayata bırakmanız.. Bir fotoğrafçı olarak sizi ayakta alkışlıyorum! Bu fikir bir edebiyatçının fikri miydi, yoksa bir fotoğrafçının mı? Bunu merak ediyorum.
CA: Teşekkür ederim; dediğiniz gibi kendi içinde çok özgün bir fikir değil; fotoğrafçılar esin kaynağı olarak edebiyata baktığı gibi, yayıncılar da kitaplarının kapakları için fotoğraf ya da illüstrasyondan sürekli olarak yararlanıyor. Burada galiba “katkı” diyebileceğimiz bir şey varsa o da bu eşleşmeyi bir proje olarak sıfırdan ürettirmek oldu. Yani “iş” bir klasiğin kapağına bir çağdaş sanatçının fotoğrafını ya da illüstrasyonunu koymaktan ibaret olmadı; sanatçıların seçimi, kitapların seçimi, sanatçılarla fotoğrafçıların eşleşmesi, fotoğrafların üretim süreci, çekilen fotoğraflar arasından kapağa çıkacak olanların seçilmesi süreci, hepsi “iş”in parçasıydı. Aslında bir de sergi açmak istiyorduk bu fotoğrafların orijinal baskıları ve kapağa dönüşmüş halleriyle ama mümkün olmadı. Sorunuzun cevabına geleyim (sonunda): yayıncıların fikriydi.

SE: Fotoğrafla aranız nasıl? Fotoğraf Sanatı ile ilgilenir mi Cem Akaş?
CA: Her tarafımız imgenin çeşitli biçimleriyle çevriliyken ilgilenmemek çok ciddi bir irade ve kasıt gerektirir bence. Bizzat fotoğraf çektiğimi söyleyemem (cep telefonuyla bile) ama bir fotoğrafçıyla evliyim; Esra (Özdoğan) aynı zamanda fotoğraf tarihi dersleri de verdiği için fotoğrafın bugünkü durumunu olduğu kadar geçmişini, kuramını, tekniklerini de tanıma ve üzerinde düşünüp konuşma imkanım oluyor.

SE: Projedeki sanatçıları nasıl seçtiniz?
CA: Önceliğimiz Türkiye’nin bugünkü fotoğrafçılarına bir platform sunmaktı, daha çok genç sanatçılara ağırlık vermemiz bu yüzdendi, elbette hepsinde bu projeye uygun olacağını düşündüğümüz bir yaklaşım olmasını da istedik. Bu demek değil ki hepsi aynı tür fotoğraflar çekiyor; kendi içlerinde ciddi farklılıklar barındırmaları, projenin hedeflediği çeşitliliği ve arayışı karşılamayı kolaylaştırdı. Zor bir seçimdi ayrıca; en az bir bu kadar daha fotoğrafçıya yer veremedik kitap sayısını sınırlı tutabilmek için. İleride projeyi tekrarlayabileceğimizi düşünüyorum çünkü çok olumlu bir dönüş aldık.

SE: Dünya Fotoğrafından takip ettiğiniz fotoğrafçılar var mı? En çok hangi işlerini beğeniyorsunuz? Uluslararası alanda da fotoğraf ve edebiyat sentezine yönelik bir çalışmanız olacak mı?
CA: Etmeye çalışıyorum. Eskilerden ve yenilerden Diane Arbus, Lee Miller, William Egglestone, Rineke Dijkstra, Dorothea Lange, Alec Soth, Jeff Wall, Andreas Gursky, Martin Parr, Vivian Maier, Larry Sultan gibi isimler sayabilirim. Uluslararası işbirliğine yönelik bazı projelerimiz var, doların düşmesini bekliyoruz!

SE: Okuduğunuz Fotoğraf Kitapları elbette ki olmuştur. Okurlarımıza önereceğiniz kitaplar var mı acaba?
CA: Klasik 3B1S – Benjamin, Berger, Barthes ve Sontag elbette. Fotoğrafın kendine özgü bir alan olarak kuramını oluşturma çabaları (fotoğraf okumalarından ya da eleştirisinden ayrı olarak) ilgimi çekiyor. Michael Fried – Why Photography Matters As Art As Never Before, Abigail Solomon Godeau – Photography After Photography, Terry Barrett – Criticizing Photographs, Geoff Dyer – The Ongoing Moment…

SE: Biraz da yeni çıkan Klasik Dizi’lerin kapaklarındaki illüstrasyonlardan bahsedelim. Bu da, bu projenin devamı niteliğinde sanıyorum. Esasında okuyucularımıza başta da belirttiğimiz gibi, bu çalışmalar sanatçılar tarafından kitap okunduktan sonra üretildi. Önceki baskıların kapakları, Kapak Tasarımcısının -zaten üretilmiş- bir resmi seçip düzenlemesi ile oluşturuluyordu. Onlar da birbirinden güzeldi elbette ve çok iyi sanatçıların işleriydi. Ancak bu projenin güzelliği, kapağının kitaba özel bir üretim olması ve kitabın ruhunu taşıyor olması aslında.
Cem hocam kaç illüstrasyon sanatçısı ile çalıştınız bu Kısa Klasik Dizisinde? Yeni baskılarımız ne zaman çıktı?
2018 sonunda başladığımız bu dizide şimdilik 8 ilüstratör ile çalıştık; bu yıl 14 kitap çıkarmayı öngörüyoruz. Önümüzdeki yıllarda da sürdüreceğiz.

SE: Can Yayınları olarak bu projeleriniz devam edecek mi?
CA: Kesinlikle.

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.