7.11.11

cüppesiz bir ahlak pratiği

malum, hülya avşar kurban bayramı'yla ilgili olarak "hayvan keserek kutlanan bir bayrama aklım ermiyor," demiş, cübbeli ahmet hoca efendi adlı televizyon yıldızı da "yediği etler babasının tarlasında mı yetişiyor?" şeklinde cevap vermiş, verdiği cevabı çok beğendiği için bundan bir de poster imal ettirmişti.

bu bana çok parlak bir ahlak açılımı gibi geldi, mantıksal sonuçları itibariyle. hülya hanım ne demiş oluyor, "et yiyorum ama sokakta et kesilmesine karşıyım." ahmet efendi ne demiş oluyor, "et yiyorsanız sokakta da et kesilmesine karşı çıkmayacaksınız." ala. uygulayalım prensibi: evinizde sevişiyorsanız sokakta seks yapılmasına karşı çıkmayacaksınız. tuvalette sıçıyorsanız sokakta sıçılmasına karşı çıkmayacaksınız. liberter bir islam anlayışının öncüsü olarak cüppesinden soyunan ahmet efendi'yi neşeyle selamlıyorum (ama yine de onu sokakta cüppesiz haliyle görmek istediğimi sanmıyorum).

[buradan hareketle "et yiyen olmak" ama "hayvanların kesildiğini görmeyi istememek" arasındaki çelişkiyi, hatta ikiyüzlülüğü, bunun ne anlama geldiğini, bununla yaşamanın nasıl mümkün olduğunu ve "ağaçta yetişen et" utkusunu ayrıca ele almak isterim.]

16 comments:

  1. et yemek, ama hayvan kesilmesine tanık olmamak: yediği gerçeğin gerçek yüzünden uzaklaşmak.buna yanlış beslenme diyebiliriz.

    ağzına götürdüğün etin kanlı bir gerçeği var: nerede kesilirse kesilsin. kanı görünmezleştirmek, onu uzaklara itmek, estetik bir çözüm gibi görünüyor: değil. estetik aynı zamanda etikle ilgili. böyle olmadığında estetik, insanı açıklayan bir çerçeve değil, bir dekorasyon meselesi haline geliyor.

    et yemeyenlerin hayvan kesilmesine, kurban edilmesine karşı çıkmasını anlayabiliyorum. sokaklarda değil, tabii "belli bir yerde kesilsin, görmek istemeyenler görmesin", diyenler de haklı.

    yanlış estetik böyle de yürürlüğe giriyor: insanlar istediklerini yapabilirler yeter ki göz zevkimiz bozulmasın. canımızı yakacak, içimizi daraltacak şeyler göz önünde olmasın.

    ortalık daha temiz olmayacak böyle. temiz bir halı görmek için, tüm kiri onun altına süpürmeyi çözüm olarak kabul edebilir miyiz?

    kurban kestim. yine keseceğim. aşırı yüzeysel bir bakış açısıyla değerlendirilen bu konunun çok farklı bir biçimde ele alınması gerektiğine inanıyorum.

    allah, neden kurban istiyor? yaratılmış bir insan, yaratılmış başka bir canlıyı sadece kendi yaratıcısı istediği için boğazlıyor, bunu zevkle mi yapıyor acaba? (bir müslüman zevk almaksızın ibadet edebilir mi? ibadet zevk almak için yapılır mı? mesela sıkıntı verici bir ibadet bu yüzden terk edilir mi?) boğazladığı hayvanla empati kurmuyor mu? kuruyorsa bu empati ne sağlıyor? az sonra ölecek, boğazlanarak ölecek bir hayvanla empati kurmak nasıldır? bunu tecrübe etmek, insanın ölümle ilgili düşüncelerini nasıl değiştirir? hayata bakarken nelerin görünmesini sağlar? birkaç gün önceden alınan, beslenen, hayatta kalması, canı yanmaması için çaba sarf edilen hayvanın "bayram günü" aynı eller tarafından canının çıkarılması neleri anlamayı sağlar? üstüne o hayvanı afiyetle yemek, karnını doyurmak, onun etini başkalarına da vermek, gerçekte ne anlama gelir?

    (geçen yıl kurban bayram'ından birkaç gün önce niğde'de yolda yürüyorum, çocuk yanındaki çocuğa, "oh kurban bayramı geliyor, et yiyeceğiz" dedi. bu çocuk et yemek için kurban bayramını bekliyor. bu çocuğa bu bayramı bekleten benim gibi akılsızlar, neden aç doyurmayı sadece bayramlarda yapılacak bir görev sanıyor? her günü bayram haline getirmek için neler yapılması gerektiğini bayramlara bakıp görebiliriz: temiz kıyafetler, gülümseyen yüzler, birbirlerine selam veren ama birbirlerini tanımayan insanlar, çocukları sevindirecek küçük hediyeler, küsleri barıştıracak girişimler...)

    (bayramda kurban kesmenin farz olmadığı gerçeğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. sünnet olduğunu söyleyen fakihler var. vacip kabul edenler var, hanefi mezhebinde gereği yapılması gereken bir vacip. şafii sünnet kabul ediyor. farz olmaması ne anlama geliyor? islam'ın şartlarından biri değil kurban. o şartlardan birinin tamamlayıcısı: hac'da kurban kesmeden ibadet tamamlanamaz. hacı olamaz kişi.)

    geldik bir programımızın daha sonuna. esen kalın kıymetli izleyiciler (inanç dünyası isimli programdan).

    ReplyDelete
  2. ismail, yorumuna her zamanki gibi hayran kaldım: şaka değil ha!
    kurban kesme meselesi, İslam'ı ve müslümanları hep savunma yapmaya iten meselelerden. bu konuda ne denilirse denilsin boşa çıkıyor. cüppeli'nin cevabı ne kadar boş ve boş olursa olsun, hülya avşar'ın söyledikleri de bir o kadar boş. sırf artistik patinaj.
    empati kuralım ve şöyle düşünelim: müslümanlar bu alemde veya bu varoluş bölgesinde, yerlerde ve göklerde ne varsa hepsinin sahibi olan Allah'ın birtek oluşuna inanıyorlar. düşünelim bakalım; her şeyin sahibi olan bir varlıktan veya bazılarına göre tek varlıktan söz ediyoruz. arkadaşlar Allah affetsin ama kısacası bu alemde Allah'ın borusu ötüyor. eee, o halde nasrettin hoca'nın dediği gibi hep O'nun dediği oluyor. yani bu bakış açısından kurban kesmeyi emrediyorsa sizce bir sorun olabilir mi? bu bakış açısından kurban kesmek hiç de sorun değil, valla tek denecek şey şu: ben buna inanıyorum arkadaş, yapabileceğim hiçbir şey yok, sadece inanıyorum. bence bu kadar sade. hem Kur'an'dan saffat suresinden ibrahim ve ismail kıssasını okuyalım ve bu ibadetin hangi kaynağa dayandığını da görelim. orada bambaşka meseleler var. orada rüya, sancı ve acı var. bir de bunun üstüne füsus'tan ibn-i arabi'nin yorumunu okuyalım.
    ben şahsen kurban'ın islamın özü olduğuna inanmıyorum, ama bu hiçbir şeyi değiştirmez. artık kurbanlar sırf 'el ne der' anlayışıyla kesiliyor. artık bunu Allah'a havale edelim.
    gelelim, hülya avşar'a ve dediklerine. islam ne yazık ki bir kişisel gelişim dini değil, bayağı sert ve gerçekçi. tam tabiatın ve hayatın ortasından konuşuyor. bunu hazmedemeyen, hazmedemez. islam hiç oyalamayı sevmiyor ve kendisini hiç saklamıyor. yani hülya avşar da kendisini saklamadığı için helal olsun, münafıklıktan kurtuluyor, ama cüppeli'nin verdiği cevaba da kızmamak lazım. tamam herkesin söylediği şeyi o da tekrarlıyor, ama daha ne desin. bu konuda hangi savunmayı yapsın. bu kadar büyütmeye gerek yok.
    ha bir de şu ağaçta yetişen et fantazisini cem yılmaz gora'da gerçekleştirmişti, onu da unutmayalım.

    ReplyDelete
  3. hülya avşar, ettiği lafı sokakta kurban kesimi konusunda etmişti sanırım, ama önemli de değil, konu açılmışken devam edelim. ben bu din işlerinden pek anlamam, ama yanlışımı erhan ve ismail düzeltir nasıl olsa diye rahatım. konuyu din içi ve din dışı iki açıdan ele alayım istiyorum.

    din içi: benim bildiğim kadarıyla da kuran, "kurban kesin" diyor (hac suresi 34-35, kevser suresi 2). yalnız "kurban kestirin" demiyor. erhan'ın da dediği gibi, sert din islam; hayvanı kendin keseceksin. ibrahim de oğlunu kurban etmesi gerektiğine kanaat getirdiğinde bu işi komşusundan rica etmemiş, bıçağını bizzat kendisi bilemişti. dolayısıyla gerçek müslüman bu ibadetini vekil aracılığıyla gerçekleştirmez gibi geliyor bana. eğer bu vekil-ikame kapısı açılacaksa, oradan başka şeyler de geçer, değil mi? bildiğim kadarıyla kuran'da kurban kesemeyecekler için fakirlere yemek yedirmek ya da oruç tutmak gibi yollar öneriliyor. ayrıca ismail'in işaret ettiği gibi maide ve hacc surelerinde kurban kesimi, hacla bağlantılandırılıyor; hatta benim edindiğim izlenim, kurbanın kabe'de kesilmesi gerektiği. ikincisi, bu kurbanı sokağın ortasında keseceksiniz diye birşey yok bildiğim kadarıyla. bundaki ısrarın nedeni bana din gösterişi gibi geliyor açıkçası.

    din dışı: ismail'in sözünü ettiği etik meseleye, "madem hayvan eti yiyoruz, hayvan öldürdüğümüzü gizlemek doğru değildir" ilkesine gelecek olursak (ve her yaptığımızı sokakta da yapmak zorunda mıyız itirazının ötesine geçersek): neden yılda bir defa, bir istisna olarak ve dinsel gerekçeler arkasına gizlenecek biçimde görünür kılınsın bu? yılın her günü hayvan kesiliyor, dinsel gerekler yüzünden mi? hayır. dolayısıyla kurban bayramı'nda görünür kılınan şeyle gerçek hayatta olan şey arasında bir kayma var, aynı şey değiller. eğer gerçekten bu ilkeye sahip çıkılacaksa, kasapların ve marketlerin önünde, hep taze taze kesilmeli hayvanlar, fırında pişen ekmeğin görülmesi gibi görülmeli hayvanın boğazından çıkan buhar. her gün, hep.

    ReplyDelete
  4. sokakta, gelişi güzel kurban kesilmesi konusu: kesilsin demiyorum, peki sokağın herkesi mutlu edecek bir düzene sahip olması mümkün mü? sokakta kurban kesilmesin diyenler var, bir de öbür tarafta sokakta içki içilmesin, rahatsız oluyorum diyenler var (iki tarafa da uzağım). iki tarafın rahatsızlıklarının temelinde ne var? kendisinin tercih etmediği, beğenmediği, hatta aşağıladığı bir eylemi bir başkası sokakta yapmamalı. demek temel mesele biraz da şu: "ben tiksindiğim, sevmediğim şeyleri sokakta görmek istemiyorum. isteyen bana göstermeden yapsın." bunu konuşalım. doğru mu bu? doğal bir istek mi? bu istek karşılanmalı mı?
    [tesettürlü kadınları görünce yüzünü ekşiten insanlar ile şortlu kadınları gördüğünde yüzünü ekşiten insanlar arasındaki ortak nokta: kibir. “benim tercih etmediğimi o, nasıl rahatlıkla tercih edebilir?” karşısındakinin yaratılmış, irade sahibi bir birey olduğunu kabul etmeyenler, kendi doğrularını eğilip bükülmez bir dogma olarak dayatmak istiyor. kavga da orada çıkıyor zaten. sana ne arkadaş! sen kim oluyorsun ki karşındaki insanın tercihlerini değiştirmek için ona baskı yapıyor, onu aşağılıyor, onu görülmemesi gereken bir pislik gibi niteleyebiliyorsun? hüküm verme konusunda istekli olanların, her şeyi bilir görünenlerin neredeyse her zaman hüküm vermek için gereken adalet duygusundan, bilgiden yoksun oluşu bize ne anlatmalı? zannın fazlasının ne derece tehlikeli olduğunu öğrenemeyen müslümanların günah işleyen bir müslümanı gördüklerinde neredeyse onu aforoz etmek istemeleri, neyin unutulduğunu gösteriyor? müslümanların her davranışının insanlık dışı olduğunu söyleyenlerin insanlık çerçevesi niye hep dünyaya doğru açılmak yerine kendilerine doğru daralıyor?]

    ReplyDelete
  5. çirkin bulduğumuz işler gizli köşelerde, gözlerden uzakta yapıldığında sahiden memnun olacaksak, bizi bir şeyin varlığı değil de ona tanık olmak rahatsız ediyorsa, ne yapmalı? doğal olarak evinin önünde kurban kesen, bunda hiçbir tuhaflık görmeyen insanlar var: çünkü orası evinin önünü. doğal olarak evinin önünde oturup içki içen, bunda hiçbir tuhaflık görmeyen insanlar var. Doğru: çünkü orası evin önünü. ama her iki tarafta da diğerinin evinin önüne karışmak isteyen insanlar var. dışarıyı, herkese açık olan alanı belirlemek istiyoruz. neden? görünenlerin gücünden mi korkuyoruz? evet. gördüklerimizin bizi belirlediğini düşünüyoruz. sanki gördüklerimizden oluşuyoruz: varolsun ama görmeyelim. görmezsek onun gücü bizi etkilemeyecek. her bayram evinin önünde kurban kesilen biri, sokakta kurban kesilmesini hiç garipsemez. evinde içki içilen biri evinin önünde içki içenleri garipsemez. ama kendisinin yapmadığı, yapmayı asla düşünmediği bir işi yapanları gördüklerinde hemen onu etiketlemek isteyenler çıkabilir: biri diğerine "vahşi" derken, diğeri de öbürüne "berduş" diyebilir. ötekileştirmek çok kolay. herkesin aynı eğlence, kutlama görgüsüne sahip olmamasından daha doğal ne olabilir: hayvan keserek, kan dökerek bayram eden müslümanlar, dans ederek, içki içerek yeni yıla giren insanları anlamıyor. her iki tarafın da diğerine bakışında aynı garipseme var: böyle mi kutlama yapılır?

    [ibadet de kabahat de gizli olmalı, diyen alimlerin bunu niye dediğini de ayrıca konuşalım]

    ReplyDelete
  6. şu da var: islam aklınıza esen yerde kurban kesin demiyor. “bir insan bir hayvanı etini yemek üzere nerede öldürmelidir?” sorusunun pratik bir cevabı var bugün: bu soruya bugün belediyeler cevap veriyor. "git şurada kes, kesmeyi bilmiyorsan, al sana kesme becerisine sahip elemanlar, artıkları şuraya koy." herkes uyuyor mu bunlara? bilmiyorum. ama kurallar, sağlığın lehineyse uymak dinen mecburidir: uyulmuyorsa, sorun dinde değil, o dinle kendini bağladığı halde bilgisizliğinin kuyusuna düşen kişidedir: kişi müslüman olabilir, ama bu onu dinine bilmek zorunda bırakmıyor. ilginç bir durum değil mi? bence de ilginç. kuran meali hiç okumamış insanlar tanıdım: "ben şimdi okurum da anlamam arkadaş, ne gerek var" diyen kişiler, inandıkları kitaptan uzak duruyorlardı, ne için? imanlarını korumak için. o halde din ile o dinen inanan insanlar arasındaki keskin farkı göz önünde bulundurmalı: müslümanların bilinçsizliği, islam’dan mı kaynaklanıyor? bugün yeryüzündeki müslüman devletlerin kolektif bir iş çıkaramaması islam’ın kabahati olabilir mi?

    (bak konu hayvandan, kandan, etten açılıyor ama nereye doğru genişliyor.)

    ReplyDelete
  7. asıl mesele şu: "niye böyle bir bayram var?" sorusunu soranlar, genellikle bunu kana, kanın gösterilişine bağlayarak soruyor. ben de tam olarak bunu söylüyorum: görmekten kaçtığımız kan, bir hayvanın boğazlanışına tanıklık etmek ya da bir fiil hayvanı boğazlama tecrübesi, bir vahşet mi gerçekten? bu bir vahşetse eğer bunu gözlerden uzak tutmak çözüm olamaz. böyle bayram mı olur, diyenlerin kaçırdığı tam olarak bu: işte böyle de bayram olur: dirilerin hayvan öldürerek, öldürdükleri hayvanların etini dağıtıp yiyerek anlamına erecekleri bir gerçek olabilir. bu gerçeğin kendisi acıtıcı olabilir, zor olabilir, kavramakta güçlük çekilebilir. ama bunlar gerçeği geçersizleştirmez. hayvanların yığınlar halinde öldürüldüğü bir bayramı kutlayan dirilerin varlığına bakarak, sadece buna bakarak görülecek gerçekler var. görmeye hazır olanlar için.

    ReplyDelete
  8. bütün rahatsızlıklar, "rahatsızlık" olmak düzeyinde eşit midir birbirine? böyle bir cebir kurmak mümkün mü? basit bir "karşısındakine tahammül edememe"den ibaret birşey midir sokakta hayvan kesilmesinden rahatsız olmak? kurban kesenlerin hepsi sokakta mı hayvan kesiyor?

    ReplyDelete
  9. diğer konu: hayvan kesmeyi bilmek, çok önemlidir. yetişkin müslümanların bilmesi gerekir (sadece erkeklerin değil). ama herkes bunu yapabilir mi? yapamaz. o halde “işi ehline bırakın” ilkesi devreye girer. sözgelimi baba, evladına kuran’ı öğretmek zorundadır (çocuğun eğitim, öğretiminden doğrudan sorumludur): ama her baba evladına bunu öğretemez. öğretme işinin kendisi tek başına yetenek ister. bu durumda baba, en iyi öğretecek kişiyi bulur. o halde vekille kurban kesilebilir. amaç kurbanı bizzat kesmek değil burada: kurbanın kesilme sorumluluğunu üstlenip, onun kesilmesi için gerekenleri yapmak. namaz, türünden bir ibadet değil kurban; islam’ın şartlarından değil. islam’ın şartlarının tamamı, ancak müslüman kişinin bizzat işin içinde olmasına bağlıdır. hiçbir ibadet vekaleten yapılamaz. yineleyeyim: kurban kesmek bir ibadet değildir.

    ReplyDelete
  10. inanılması güç ama rahatsızlıklar, neredeyse eşit güçteler. belki asıl rahatsız edici olan da bu. senin için doğal, onun için hiç değil. onun için doğal senin için hiç değil. (dışarıda içki içilmesi konusunda son uygulamalar, neden gürültü kopardı? şu deniz kenarında içki içenlere ceza verilmesi meselesi, nasıl büyük bir korkuya sebep olmuştu: insanlar sokakta içki içemeyecek mi yani? diyenlerin tam karşısında "tabii ki içemeyecek, sokakta içki mi içilirmiş!" diyenler var.

    neden? böyle diyenler içki içmiyor çünkü. bunu görmekten rahatsız oluyor. hem de çok. içki satılan bir bakkaldan alışveriş yapmıyor. içki içtiğini bildiği insanlarla tokalaşmayan, selamlaşmayan, onları dışlayanlar var. bir arkadaşım "ne yani demişti, içki konusunu niye bu kadar büyütüyor müslümanlar?" çünkü içki içmek, içen için çok doğal. ama karşı taraf için kaçınılması gereken bir eylem. kendi hayatlarında yer açmadıkları eylemin sokakta tanığı olmak istemiyorlar. rahatsız oluyorlar.

    cem, sen düzenli olarak kurban kessen/ kestirsen, her yıl çevrendeki insanlar, komşular kurban kesmiş olsa, mesela küçük baş değil de büyük baş hayvan kurban etmek için arkadaşlarınla ortak olsan, evinin önünde ya da sokakta kurban kesilmesini garipseyebilir misin? rahatsızlık veren eylemin rahatsızlık vermesinin temel sebebi: sen o eyleme hayatında yer vermiyorsun. o eylem kendiliğinden hayatında olsa, ona alışmış olsan, bu kadar tuhaf gelmez sokakta kurban kesilmesi.

    inan şimdi sokağa çıksam kurban kesildiğini görsem, durup bakabilirim. izlerim. sadece kurbanlık hayvanı da değil, keseni de. hayvanın nefesini verişini, başının gövdesinden ayrılmasından sonra gövdesinin hareketlerini, kanın fışkırışını. bunlar "vahşet" gibi görünmüyor gözüme: üç yaşından beri gördüğüm, bildiğim bir durum. şimdi kendi hayatında bunu yaşamayan birinin bu görüntüye tahammül edememesi, hatta aşırı tepki göstermesi bana doğal görünüyor. onu garipsemiyorum. dileğim şu: beni sokakta kesilen kurbanı dikkatle izlerken gören biri de beni garipsemesin. bu mümkün mü?

    ReplyDelete
  11. önce varsayımları temizleyeyim: türban takan insanlardan (kadın olsun erkek olsun!) rahatsız olmuyorum. her yerde içki içilebilmelidir demiyorum. ben de dindar insanların ortasında büyüdüm, benim de çocukluğum kurban tepsileri taşıyarak geçti, hemen her yıl. o zaman da garipsedim, şimdi de garipsiyorum.

    sonra: alışmak, bir mazeret olabilir mi? garipsememek, herşeyi mazur gösterecek mi? baban anneni sen kendini bildin bileli dövüyor olsa, "bana vahşet gibi görünmüyor, sen alışık değilsin o yüzden garip geliyor" diyebilir miydin?

    ReplyDelete
  12. ah hayır, senin tesettürlü insanları garipsediğini hiç düşünmedim. burada asıl konu senin ya da benim davranışım, görgüm de değil aslında. daha genel bir çerçeve çizmek istedim. belli ki beceremedim.

    elbette garipsemiş olabilirsin: görmeye alışık olduğumuz halde garipsediğimiz bir yığın şey var. zaten kendi benliğimizin, kim olduğumuzun farkına da böyle durumlarda varmıyor muyuz?

    ama kurban kesilmesi konusunda bunu görmeye tahammül edemeyenlere baktığımda (yani sana değil, onlara baktığımda), onların hayatında bu gerçeğin yer almadığını gördüm, içki konusunda tepki gösterenler için de durum buydu (bunları sadece gördüğüm, konuştuğum insanlara bakarak söylüyorum. anlamsız bir genelleme yaptığım düşünülmesin).

    ben alıştığım için mi bana vahşet gibi görünmüyor? bakalım: benim için ilk kurban kesildiğinde hayvanın sıcak kanı alnıma sürüldü. üç yaşındayım. gözümün önünde hayvan kesilirken, "canı acıyacak mı?" diye sormuştum. annem de, "acımayacak" demişti. inanmıştım. bana tuhaf gelen, hala tuhaf gelen kurban kesilirken orada durup izleyenlerin tavrıydı. hayvanın öldürülmesi tuhaf gelmemişti. tuhaf gelmediği için de bu görüntüyü izlemekten kaçınmamıştım. öyleyse, alışık olduğum bu görüntüye alışık olma sebebim: gördüklerimde rahatsızlık verici bir taraf görmemiş olmamdı. aynı şey senin için de geçerli sen alışık olduğun bir uygulamaya seni rahatsız ettiği için tanık olmak istemiyorsun. öyleyse bir seçim yapıyoruz: yaptığımız seçimde de seni sen, beni ben yapan temel gerçeklerin anlaşılacağı bir alan ortaya çıkıyor.

    seni rahatsız edenle beni rahatsız etmeyen aynı görüntüyse, buradan yola çıkarak bir yığın çıkarımda bulunabiliriz.

    mesele en temelde benim ya da senin rahatsızlıklarımız değil oysa. bu "vahşet" tartışmalarındaki argümana dikkatle bak: ötekileştirmenin doruğu. her konuda kesin olarak burada ya da orada olanlar, karşıdakinin neden orada ya da burada olduğunu anlamak istemiyor.

    neden anlamak istemiyoruz? sokakta kurban kesilmesini, kabul edemiyorsun, bunun temel sebebini anlamak istiyorum ben. sahiden anlamak istiyorum.

    ReplyDelete
  13. hz. ibrahim konusuna gelince eğer israiliyyat (islam’ın, yahudi dini kaynaklarından faydalanması) açısından bakılırsa, hz. ibrahim neredeyse oğlunu kurban edecekti. üstelik epey de etkileyici biçimde anlatılır bu konu. kirkegaard, salt bu duruma bakarak müthiş çıkarımlarda bulunur. kuran-ı kerim sadece bir kabullenme, teslim olma halini anlatır: oğlunu kurban et diyen allah’a, “sen benden nasıl böyle akıl almaz bir şeyi istersin?” diyebilecek bir baba görmeyiz. hiçbir biçimde kuşkuya düşmeden, emrin akıl almazlığına bakmadan, “tamam” diyen tam teslim olmuş bir baba imgesi gösterilir. bu babanın karşısında da “babam nasıl böyle bir işe kalkışır” diyen bir oğul yerine, “elbette baba” diyen teslim olmuş bir oğul görürüz. (bakınız: ‘türk oluşmaları’nda, ‘sonsuz devlet’ hikayesi, konuya başka bir açıdan yaklaşma denemesidir. orada da babası tarafından kurban edilen bir oğul görürüz) teslim olmak, akıl almazlığına bakmadan iman edilen allah’ın emirlerini yerine getirmek, ne anlama gelir? bu, kişinin kendi benliğini kavraması noktasında ona ne sağlar? hz. ibrahim’in durumu mu daha zordur hz. ismail’in durumu mu? oğul isyan ederse, babası onu zorla kurban edebilir miydi? tam teslimiyet ne demektir? bu türden bir teslim olma halini kendi hayatımızda görebilir miyiz? görmemiz gerekir mi?

    ReplyDelete
  14. ayrıca şunu da ekleyeyim: alışmak gerçekten bir "mazeret" olabilir. ama alışılan duruma karşı sahip olunan tavrı açıklamaz. küfürlü konuşan insanlara alışığım. küfürlü konuşmam, küfürlü konuşan birilerini gördüğümde küfürlü konuşmak bana yanlış gelse de, alışık olmamdan ötürü tepkim yumuşayabilir.

    öte yanda: alışık olduğum bana rahatsızlık veren bir durum var karşımda: çocuğunu sokak ortasında döven anne-babalar. hemen rahatsız olurum. tepki gösteririm: bir keresinde çocuğu annesinden kurtarmak istediğimde kadın "sana ne, benim çocuğum" demişti. durdurmamıştı böyle söylemesi beni. oysa kendimden başlayarak bir yığın çocuğun dövüldüğünü, tokatlandığını gördüm, bunda beni rahatsız eden ne? dövülenin hiçe sayılan gururu.

    bir yazar hayvanların öldürülmesine karşıyım, çünkü yüzü olan bir varlığın yenilmesine karşıyım demişti. çok beğenmiştim bu açıklamayı. en başında da söyledim: et yemeyenlerin "vahşet" tanımlaması bana anlamlı geliyor. et yiyenlerin, kandan uzak durması, bunu aşırı tepki göstererek vurgulamasında bir tuhaflık yok mu?

    yine tekrar edeyim: sokakta hayvan kesilsin demiyorum, her şey sokakta yapılsın hiç demiyorum. ama sokakta hayvan kesildiğini gördüğümde rahatsızlık duymuyorum. doğal geliyor bu bana. alışık olduğum için değil, anlamlı olduğunu düşündüğümden mi?

    ReplyDelete
  15. ben yorumları yeni gördüm ve bu, benim için güzel oldu. şimdi baştan başlayalım: cem abinin din içi açıklamalarını okuyunca etkilendim. bu açıklamalarda ilginç bir şekilde bir fıkıhçı mantığı var. kurbanın sadece kabede kesileceğini söyleyen fıkıhçılar gerçekten var. yani ama şunu söyleyelim; sırf fiillerin hallerinden yola çıkarak veya filolojik açıklamalarla, kurban kesecek kişinin kurban sahibi olması gerektiğini söylemek doğru değil. yani bu mesele o kadar önemli değil. kurban kes veya kestirin çok genel ifadeler... ayrıca kevser suresindeki emri o kadar da dikkate almaya gerek yok. şu kesin; kurban farz değil ama Allah'ın istediği böyle bir ibadet şekli var. şimdi böyle bir ibadetin ifa edilme şekli Allah açısından ne derece önemli olsun. bunu bilebilir miyiz? yani ne diyelim, herhalde en uygun görüntünün gerçekleşmesi Allah'ın rızasına en uygunu olur. hem kıssada da ibrahim oğlunu dağın tepesine götürmüyor muydu? yani kur'an'da bu anlatılmaz elbette ama öyledir rivayetlerde... neyse burada sorun şu gibi geliyor bana: dine biraz mesafeli olanlar bir türlü Allah'ın böyle bir ibadeti onaylamasını kabullenemiyorlar. işte bütün mesele bu diyeceğim de hani o kadar değil diyeceksiniz. konuyla ilgisi yokmuş gibi görünse de bir anekdot geldi aklıma: murat belge bir yerde eğer bir dini seçseydim o din hristiyanlık olur demişti. niye öyle dedi acaba, niye öyle olsun; o tokat atıldığında diğer yanağı çevirme ilkesini hatırlayalım bence. islam böyle bir durumda ne derdi belge'ye göre. tam tersini derdi, ama aslında böyle değil. hani klişe olacak ama kafalardaki islam dini gerçekten de klişe. önce bunu düzeltmek lazım, nasıl olacak bilmem ama bunu düzeltmek lazım. bir kere islama göre din ve dünya işleri birbirinden asla ayrılmaz. nasıl ayrılsın ki, bu dünyada yapılanların hesabını vereceğiz öte tarafta. islam kuşatıcı bir din, her şeyi sahiplenen bir din. kendi emirlerinin ve yasaklarının her yerde geçerli olmasını ister. yani islam öyle aslında laik bir din falan değildir. konuyu dağıttık gibi ama hepsi birbiriyle bağlantılı. müslümanların da karşı tarafın da bunu paşa paşa kabul etmesi lazım.
    ibrahim ve ismail kıssası insanın en değerli varlığını gerektiğinde, zamanı geldiğinde Allah için verebilmesini anlatıyor kısacası. diğer yandan ibn-i arabi ısrarla ibrahim'inrüyayı yanlış yorumladığını söyler, bu da gerçekten olaya bambaşka bir yerden bakmamızı sağlar, ama bunu uzatmanın anlamı yok...

    ReplyDelete
  16. bu arada düzelti: "kurban kesmek ibadet değildir." demişim. yanlış tabii: "farz ibadet" değil demek istemiştim. hatta dediğimi sanmıştım. bugün yeniden okuyunca gördüm.

    arabi'nin yorumunu es geçme erhan: bir insan aynı zamanda bir peygamberken bir vahyi yanlış anlayabilir mi? sorusu çok önemli. sonra kierkegaard'ın bu konuyla ilgili yazdıklarını da okumanı isterim.

    bir kurban bayramının daha sonuna geldik.önümüzdeki yıl nasıl olsa kaldığımız yerden devam edeceğiz.

    ReplyDelete

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.