25.3.16

neden bana üzülmedin?



brüksel'deki terörist saldırısına üzülen avrupalıya, amerikalıya bu soruyu sorduk: ankara'ya neden üzülmedin? ilk bakışta makul bir soru: "biz insan değil miyiz?"den yola çıkıyor. oysa her "insan olan"a, "insana dair olan"a eşit derecede üzülemeyeceğimiz kadar çok sayıda üzücü şey oluyor dünyada - hepsine üzülebilecek kapasitemiz yok aslında, ya da hem üzülüp hem yaşamaya devam edebilecek takatimiz. üzülmek sonuçta bir duygu, akılla talep edilebilecek bir şey değil, akılla yapılabilecek bir şey değil. akılla yapabileceğimiz şey şu: üzülmemiz gerektiğini idrak edebiliriz, üzülmediğimiz için suçluluk hissedebiliriz, ama üzülmemizi sağlayamayız. insan sevdiği için üzülür; kendine yakın hissettiği için üzülür; kendine benzeyen için üzülür; kendini onun yerine koyabildiği için üzülür. üzülmüyorsa, bu koşullardan hiçbiri gerçekleşmemiş demektir. "neden bana üzülmedin?" sorusunun cevabı da burada; soruyu da başkasına değil, kendimize sormamız gerekir. türkiye içinde de insanların birilerine üzülürken diğerlerine neden üzülmediğini bu yakıcı açıdan değerlendirmek gerekir.


1 comment:

  1. İnsanların üzülecek konularda seçici olmak zorunda kaldıklarını anlıyorum da, bu seçiciliklerinin sosyal medya tarafından yönlendirilmesi de var... Tarafsız insanları kastediyorum, neye üzüleceklerini belirleyecek etkiler altında kalmayan insanları. Sosyal medya "Üzül!" deyince kitleler halinde üzülüyorlar. Empati kılıfında popüler eğilimler var, baz şeylere üzülmek daha moda, daha cool(!). Bu "üzülme" olayları insanın kendine özgü eğilimlerinden gelmiyor yani. Uzaktan kumandayla üzülünüyoruz. Bence çok acaip. Android gibiyiz ya da öyle olduk artık.

    ReplyDelete

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.