8.11.17

yeni keşfedilen üçgen (precognita)



S: Yeni keşfedilen bu üçgen hakkında ne düşünüyorsunuz? (Fotoğrafı gösterir.)
C: Öncekilere benziyor.
S: Ayırıcı bir özelliği yok mu?
C: Dokunabilir miyim?
S: Tabii. (Uzatır.)
C: Sanırım daha radikal bir imgeleme sahip ≠ dalga boyunu ölçmek zor olacak. Donald cihazı uygun olabilir. S: Demokratikleşme sürecinde kullanmayı düşünüyoruz. Biliyorsunuz, ikizkenar yapılanmadan eşkenar yapılanmaya geçerken çeşitli eşik sancıları yaşanıyor. Oysa sivil savunma, bireyin kendisini devlete karşı savunması olarak anlaşılmamalı. Tabii bu üçgenin okul müfredatına girmesi zaman alacak. Henüz insanlar üzerinde denenmemiş olması da önemli bir dezavantaj oluşturuyor.
C: Ne tutku.
S: Evinizde üçgen var mı?
C: Gerekli olanlar dışında çok şey biliyorsunuz. Boğazım kurudu.
S: (Omzuna vurarak teselli eder.)

S: Bu üçgen işe yarar mı sizce?
C: İşe yaramaktan neyi kastettiğinize bağlı.
S: Yeni bir oyun kurabilir miyiz örneğin?
C: Aşk gibi mi?
S: (Yanına gidip kucaklar.)
S: Bunu yapmak zorunda mısınız?
C: Elimden başka birşey gelmiyor. Gidenlerin arkasından yeterince ağladığımı düşünüyorum. İçi boş bir teneke olmadığımı unutmayın lütfen.
S: Elimdeki vakum pompasından mı rahatsız oldunuz?
C: Kendinizi bu kadar beğenmeniz için ne yaptım? Yalnızca yaşıyorum ben.
S: Bu oyunu sevdiniz mi peki? Yeniden oynamak ister misiniz?
C: Yaşamımı ortaya sürsem, daha değerli olacak mı oyun?

S: Sorularımla sizi sıkıyor muyum?
C: Üçgen konusundaki saplantınızdan bir uzmana, örneğin Doktor Doğulu’ya söz etseniz...
S: Karım İspanyoldu. Evde İngilizce konuşuyorduk, birbirimizin anadilini hiç bilmiyorduk. Umutsuzluk yüklü bir yemekten sonra örneğin, ya da sabah önce ben uyanıp banyoya gittiğimde ve çıktığım zaman onun daha afyonunun patlamamışken işemeye ve yüzünü yıkamaya geldiğini gördüğümde dar koridorda karşılaştığımızda, kollarına hafifçe dokunarak ama sarılmayarak, çünkü o sırada herşeyi yapabilir, söyleyebilir, kalbim kırılabilir, o yüzden hiçbir şeyi ziyan etmemek, enerjiyi hesaplı kullanmak gerekir, yanından geçtiğimde Türkçe sözler yükselirdi içimden, yıllar öncesine ait bir hava raporu olurdu bu bazen, neden hatırlıyorsam, ya da sevişmekle, şehirlerle, yalnızlıkla ilgili sözler, o da sofrayı toplamada bana yardım ederken ya da tuvaletten çıktığında İspanyolca konuşmaya başlardı, söylediklerime yanıt verir, itiraz ederdi, güldüğümüz olurdu, ciddi kavgalar ettiğimiz de, küsmezdik ama, uzun süre sessiz kalırdık, sessizliğimiz bile kendi dilimizde olurdu, karım beni terk edip başkasıyla olmaya başladığında, bir sabah banyodan kahvaltı masasının boşluğuna uzanan koridorda yürürken İspanyolca konuşmaya başladım; neden şimdi geri geldiniz, genzimi yakmaya mı?
C: Kabuklarımızın çarpışmasını dinlemekten hep nefret ettim.
S: Söylenmeyen söz ağırlaşır.


"Yazılamayacak Öykü - Donald Bathelme"den, Gizli Hava Müzesi (1993)

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.