13.9.17

Bellek, Gelecek Anıları



Kültürel etkinliklere sponsorluk desteği vermek bugün tüm dünyada pek çok şirketin, bu arada da bankaların “halkla ilişkiler” çalışmalarının standartlaşmış bir parçası; festivaller, konserler ve spor organizasyonlarında özel bankaların adları sıklıkla görülüyor. Yine de bu durum, Yapı Kredi’nin neredeyse ilk günden itibaren Türkiye’nin kültürel üretimiyle kurduğu kapsamlı, programlı, sürdürülebilir-sürdürülmüş ilişkisini açıklamaya yetmiyor. Nasıl açıklamalıyız öyleyse?

Öncelikle Kazım Taşkent’e gitmek gerekir. “Tuhaf” bir insan Taşkent: Ruslar Enver Paşa’nın kardeşini kaçırdığında gönüllü olup kardeşi kurtaran, ödül olarak ne istediğini soran Enver Paşa’ya “Almanya’da okumak,” diyen, gideceği dönemde artık ortada Enver Paşalar kalmayınca, okul parası için Gürcistan-Türkiye arasında ticaret yapıp altın biriktiren, altınları gemide unutunca iki gün boyunca Karadeniz’de bir motorla geminin peşinden giden ve altınlarını geri alan, Almanya’da kimya mühendisliği okuyup üstün başarıyla mezun olan, Türkiye’de şeker endüstrisinin kurulmasını sağlayan, 45 yaşındayken büyük oğlu çığ altında kalıp ölen, iki yıl sonra oğlunun adıyla bir sigorta şirketi, dört yıl sonra Yapı Kredi’yi, altı yıl sonraysa Doğan Kardeş dergisini kuran, bankasında “Kültür ve Sanat Müşavirliği” bölümü oluşturan biri.

Kazım Taşkent, “yapılan her şey, Türkiye’nin daha çağdaş bir ülke haline gelmesine katkıda bulunmalı” ilkesinden hareket ediyordu. Yapı Kredi, ilk gününden itibaren bu tür toplumsal hizmetlerde bulundu. Türk çağdaş resminin, çağdaş müziğinin desteklenmesi için kapsamlı projeler yürüttü; 1950’li yıllarda halk oyunlarını da koruma altına aldı. Kazım Taşkent’in sözleriyle:

"Türk halk oyunları bayramı, unutulmaya, dağılmaya, hatta yok olmaya yüz tutan bu büyük milli sanat dalını yaşatma ve yayma vazifesini bankamıza ilham etmiştir. Bir yıl sonra da Türk Halk Oyunlarını Yaşatma ve Yayma Tesisi’ni kurmuştuk. Bu sayede memleketimizde halk oyunlarına karşı anlayış ve davranışta değişmeler oldu. Unutulan, yer yer küçümsenen, hatta ayıp ve günah sayılan halk oyunlarımız, artık memleketimizin her köşesinde sevilen, sayılan ve geniş çapta uygulanan milli bir kültür varlığı olarak yaşıyor."

Yapı Kredi’nin kültür sanat alanında geçmişinden gelen sağlam geleneği, 1990’ların başından itibaren yeniden canlandırıldı. Taşkent zamanında Vedat Nedim Tör’ün danışmanlığıyla dal-budak veren bu çalışmalar, yeni dönemde Burhan Karaçam – Enis Batur yönetiminde yeni bir ivme kazandı. Bu dönemde yapılanların daha öncekileri tamamlaması, kısa bir süre içinde bankanın bu faaliyetlerde Türkiye’nin en etkin kurumu olarak konumlanmasını sağladı. Kazım Taşkent Sanat Galerisi, genel müdür ya da vali eşlerinin değil, Türkiye'nin en önde gelen ressamlarının sergilerinin açılacağı, afiş ve kataloglarının basılacağı, reklamının yapılacağı, politika sahibi bir galeri haline geldi. Galatasaray’da bir depoda sular altında kalmış ve el altından satılan son derece değerli kitaplar kurtarıldı ve Sermet Çifter Kütüphanesi doğdu. Vedat Nedim Tör Müzesi, dünya çapındaki sikke koleksiyonunun yanı sıra, tombak, tespih, madalya, dokuma ve kumaş gibi koleksiyonlarıyla, bankanın kültür koruyuculuğu misyonunu sürdürdü. Yıllar içinde genişleyecek profesyonel bir ekip kurularak yayıncılığa el atıldı ve Yapı Kredi Yayınları hem yayımladığı kitaplarla, hem de telif haklarına, tanıtıma, baskı kalitesine, tasarıma, editörlük çalışmasına verdiği önemle Türkiye’de yayıncılığı çok daha ileri bir düzleme taşıdı. Önce bir gençlik festivali olarak başlayan, daha sonra “Kapılarını Kapatmayan Festival” olarak bütün bir yıla yayılan, danışmanlığını Aydın Gün’ün yaptığı Yapı Kredi Sanat Festivali, uzun yıllar önemli bir açığı kapadı, kültürel etkinliklere açlık çeken bir kuşak için doyurucu çalışmalar yaptı.

Bu dönemde Selahattin Giz’in fotoğrafları, 1950-60’ların lig maçlarının filmleri, İstanbul’un plajları, Boğaz, sayım günü, Boğaz Köprüsü’nün açılışı, İzmir, ören yerleri gibi konuları ele alan filmler, Yapı Kredi’nin oluşturduğu görsel arşivin birer parçası oldu. Zamanında Vedat Nedim Tör’ün önayak olduğu Türk sanat müziği ve Türk halk müziğinin derlenmesi ve arşivlenmesi çalışmaları güncellendi, Münir Nurettin Selçuk’un kayıtları bulunarak dijital ortama aktarıldı, Bekir Sıtkı Sezgin’le birlikte “Büyük Besteler Büyük Ustalar” dizisi ortaya çıkarıldı.

1996’da kurulan Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık AŞ, 2000’lerde Koç bünyesine katıldıktan sonra daha da geniş bir programa eklemlendi. Yapı Kredi’nin bankacılık yaklaşımı, insanlar daha talep etmeden ihtiyaçlarını karşılamak üzerine kuruluydu; kültür-sanat alanında da aynı yaklaşımı sergilemeyi görev bilen banka, bugün Türkiye’de başka hiçbir finans kurumunun yakınına bile gelemediği bir birikim yaratmış durumda. Bir örnek: René Block editörlüğünde ve Melih Fereli danışmanlığında hazırlanan “Güncel Sanat” kitap dizisi, bu alanın köşe taşlarından biri oldu bile.

Kazım Taşkent, yaptığı hiçbir işe “bu kadarı yeter” bakışıyla bakmamış bir insandı; Yapı Kredi de kültürü koruma, yani “bellek” oluşturma konusunda bir banka kasası gibi güvenli, kültürü büyütme yani “gelecek anıları” yaratma konusunda bir yatırım bankası gibi cesur bir kurum oldu. Kazım Taşkent, “Bürokratların, sadistlerin ve hırsızların egemen olup beraberce yönettikleri bir ülkeyi hiçbir rejim kurtaramaz,” demişti. Belki bu yüzden Yapı Kredi kültürü ve sanatı bu kadar önemsiyor; bu alanda yalnızca bellek olmayı değil, gelecek anılarını yaratmayı da bunca yıldır sürdürüyor.

Her zaman kişiler olur. Banka kurulduğunda da vardı, sonrasında da, bugün de. Ama yetmiş yılı aşkın kurum tarihinde, “asli faaliyet” olmayan ve düz anlamıyla maddi getiriden söz edilemeyecek bir alanda böyle bir sürekliliğin sağlanabilmesi, yalnızca kişisel hassasiyetlerle mümkün olamaz; “kültür”ün “kurum kültürü” tarafından özümsenmiş olmasını gerektirir. Galatasaray’daki Kültür Merkezi, bu yaklaşımın canlı simgesi olarak artık yeniden yaşamımızda.

1 comment:

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.