24.8.16

yönetemezlik/ yönetilemezlik



bu ikisi farklı şeyler. ama bizim örneğimizde, ikisi aynı kapıya da çıkıyor olabilir; ülke yönetilemez olmasa bile, onu yönetebilecek kimse olmadığı için "de facto" yönetilemez hale gelebilir. ben buna inanmak istemiyorum; yönetilemez hale geldiğimizi kabul edemiyorum. ama bu iş artık bir partinin siyasi aklıyla temizlenebilecek bir şey olmaktan çıktı. meclisteki dört parti bir araya gelip milli mutabakat hükümeti kursa bile yetmeyebilir. daha geniş bir "akıl ve vicdan koalisyonu"na ihtiyaç var. bu imkansız değil; zorluğu şuradan kaynaklanıyor: ülkeyi bu halden kurtarmak üzere işbirliğine girmesini bekleyeceklerimizin önemi bir kısmı, zaten bugünkü halin başlıca sorumlusu. başka bir deyişle, bir noktada şu seçimi yapmamız gerekebilir: ülkeyi mi kurtaracağız, suçluları mı cezalandıracağız?

her halükarda, "terörün başını ezelim, fetönün başını ezelim, laikliğin başını ezelim, muhaliflerin başını ezelim, özgürlüğün başını ezelim, her şeyi ezanla çözeceğimize inanmayanların başını ezelim, türk olmayanların başını ezelim" - bu ölümcül ilkelliği ve miyopluğu aşamazsak geçmiş olsun. bunu ya akp görecek ve halka anlatacak, ya da halk görecek ve akp'ye anlatacak. yönetememek ayıp, ama yönetemediğini kabul etmemek ihanet. iktidar kibri, kibirlerin en tehlikelisi - yalnız o iktidarın sahipleri için değil, onu destekleyenler, ondan nemalananlar, onunla sarhoş olanlar için de.

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.