23.5.16

Atatürk Döndü - Anti-Atatürk Olarak



Hala Nazi dönemi Almanya'sıyla karşılaştırmalar yapılıyorsa da, bugünkü (ve önümüzdeki) siyasal-toplumsal düzeni çok daha yakından tanıyoruz. Önce tek parti, ardından tek adam kültünün yerleştirilmesiyle, bu kültün neredeyse dinsel tonlamalara bürünmesiyle, en ılımlı muhalefetin bile gerektiğinde en sert biçimde bastırılmasıyla, biattan başka seçenek bırakılmamasıyla, hukuk sisteminin siyasal rejimin aygıtı haline getirilmesiyle, basının kontrol altına alınmasıyla, ülkenin meclisten değil köşkten/saraydan yönetilmesiyle, kukla ikinci adam kadrosuyla, hakim kılınmak istenen üst anlatının ("bilim"/"din") gerektiğinde siyasal rejime alet olacak şekilde eğilip bükülmesiyle, yaratılan kitlesel histeriyle, çeşitli sembolizmlerin kullanımıyla, sermaye aktarımı ve imtiyazlarla yeni bir sınıfın yaratılmasıyla, kitlelerin bastırılması ve imhasıyla vs. düpedüz yeni bir Atatürk dönemi yaşıyoruz. 1930'da Atatürk'e muhalif olmak nasıl bir şeydi diye merak edenler için kurulmuş bir tema parkı gibi şu anda Türkiye. Pek yakında "Hitap" adlı bir eser bekleyebiliriz "Ebedi Reis"ten, "Gençliğe Selam" adlı konuşması vapurlara filan asılacaktır elbet bir gün; bir anıt mezarın kaçınılmaz olacağını da herhalde hepimiz biliyoruz, açılışı da herhalde "Milli Reis" yapar - daha temkinli, hayalgücü daha kıt, ama gerektiğinde bir o kadar acımasız olabilen bir ikinci adam.

Biçim olarak böyle olabilir, içerik olarak ne durumdayız? Denebilir ki "Ebedi Şef"in Türkiye'ye getirmek istediği değerlerle "Ebedi Reis"in değerleri arasında çok önemli bir nitelik farkı var, ikisi eşdeğermiş ya da hangisi olursa olsun fark etmezmiş gibi konuşulamaz. Buna katılmak istiyorum - "alan"daki pratik gerçekleri bir an için gözardı edersek, ulaşılmak istenen nokta konusunda, yani "telos" konusunda "Ebedi"lerin aynı kefeye konabileceğini düşünmüyorum. Gelgelelim, alandaki pratik gerçekler sürekli omzumu dürtüyor - milyonlarca insanın günlük yaşamını bire bir etkileyen ve karartan, on binlerce insanın ölümüne yol açan rejimler söz konusu olduğunda, "menzil"ler arasındaki fark çok daha önemsiz hale geliyor. Aslolan varılacak noktadan çok, yolculuğun kendisidir diyip duran yaşam gurularına kulak verecek olursak, bu iyice böyle.

Bu rövanşın gelmeyeceğini düşünüyordu Atatürkçüler; bu rövanşın onlara gerçek ve tam bir hezimeti tattırmasını istiyor Erdoğancılar. Bir sarkaç gibi düşünün - o tarafa gitti, şimdi bu tarafa gidiyor. O tarafa ne kadar ve ne hızla gittiyse, bu tarafa da öyle olacak muhtemelen.

Bizim ömrümüz yeter mi, tarih hızlanır mı bilemem, ama sonrası için şimdiden düşünmek gerek. Türkiye'de bunlar olurken, dünyada da başka sarkaçlar işliyor çünkü. Bizim sarkacın geri dönüş zamanı geldiğinde, sarkaç düzeneğinin kendisi bambaşka bir zemine taşınmış olabilir.

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.