12.11.15

iyi edebiyat eğlendirir mi?



(executive summary: yes.)

iyi edebiyatın sulandırılması, gündelik hale getirilmesi, ağırlığını yitirmesi, ortadan kaybolması gibi bir tehlike sezenler her zaman olmuştur; genellikle de iki ya da üç kuşak önce yazılan (yani kendileri yeni yeni "iyi okur" olmaya başlamışken okudukları) romanların hep daha iyi olduğunu, bugün edebiyatın yozlaştığını söylerler. son yüz elli yılda bu yakınma devam ediyor tabii; dolayısıyla ciddiye alacak olursak artık edebiyat diye bir şeyin kalmadığını kabul etmemiz gerekecek.

ben durumun bu kadar vahim olduğunu düşünmüyorum. bana göre edebiyat (kurguya dayanan edebiyattan söz ediyorum burada) üçe ayrılıyor: 1. eğlencelik edebiyat - tortu bırakmayan, okuyup geçtiğimiz, okuduğumuz sırada var olan ama sonrasında unuttuğumuz kitaplar; bunlar bir yılda yayımlanan kitapların büyük çoğunluğunu oluşturuyor, 2. eğlenceli edebiyat - okurken iyi vakit geçirdiğimiz, aynı zamanda düşündüren, duygulandıran, soru sorduran edebiyat, mesela don quixote, hamlet, calvinolar, tutunamayanlar, godot'yu beklerken, saatleri ayarlama enstitüsü, ulysses; bunların sayısı az, ama yetmeyecek kadar da az değil; 3. okuyucunun canına okuyucu kitaplar - (burada sıkıcılıktan geberen kitapları, yazarı yaşlanınca acılaştığı için okurdan intikam almaya çalışarak yazılmış kitapları saymıyorum tabii) varoluşsal bir mesele olarak karşımıza dikilen, yutmakta zorlandığımız, çiğnedikçe ağzımızda büyüyen, ama sindirirsek bizi sonsuza dek değiştirecek kitaplar - bunlar neyse ki bir okurun ömrü süresince birkaç defa karşısına çıkıyor.

bütün iyi edebiyatın bu sonuncu grup gibi olmasını istemek de, bunu beklemek de anlamsız ve edebiyatın ruhuna aykırı bence. hepsi lazım, hepsinin oranı da böyle iyi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.