1.9.15

ifade özgürlüğü ve gazetecilik


medya kuruluşlarının tehdit edildiği, gazete ve televizyon kanallarına el konulacağı haberlerinin dolaştırıldığı günlerdeyiz, zaten ifade özgürlüğü sicili suçlar ve kabahatlerle dolu türkiye’de. iş tweet kontrolü ve sansürü düzeyine varmış olduğu için, garipsenecek bir durum da yok ortada. bir iktidarın, her türlü kuralı dilediğince esnetebilme, düpedüz yok sayma ve ihlal etme özgürlüğünü perçinleme şehvetiyle, yalnızca ifade özgürlüğünü değil, “toplumsal system”e dair her şeyi ateşe atmaya hazır olduğunu izlemek zorunda bırakıldığımız bir dönemden söz ediyoruz.

burada, “ifade özgürlüğü”yle “gazetecilik”in farklı farklı şeyler olduğunu hatırlatmak gerekir belki, çünkü “türkiye’de gazete var” diyebileceğimizden kuşkuluyum. türkiye’de farklı kesimlerin, farklı çıkar gruplarının sözcüleri var, tribün gazeteleri var, ama “gazete”? tarafsız haber diliyle aktarılan tarafsız haberler okuyabildiğimiz “gazete”? tarafsız haber derken, her gazetenin ya da gazetecinin, benimsediği siyasal görüş / toplumsal duruş çerçevesinde, farklı konuları haber sayma, farklı oranlarda öne çıkarma hakkının elbette farkındayım; ama bunu yaparken, kendi doğrusunu mutlak doğru olarak kabul ederek haberi biçimlendirmeme ve karşı örnekleri yok saymama sorumluluğunu taşıması gerektiğini de düşünüyorum. (itiraf: benim bu konudaki hassasiyetimin, pek çok kişiye abartılı gelebileceğini de biliyorum. sonuçta ben bir türk kulübünün oynadığı uluslararası bir maçta spikerin “defansımız çabuk toparlanmazsa gol yiyeceğiz” ağzıyla konuşmasından da rahatsız oluyorum. “biz”in kim olduğunu bana ne münasebetle dayatabilir bir spiker?) “üç asker öldü” haberini “şehitlerimize ağlıyoruz” ya da “kalleşler bunu ödeyecek” ya da “kahrolacaklar” ağzıyla verenleri de gazete sayamıyorum – sizin işiniz bana ne hissedeceğimi öğretmek değil.

bunlar bile, bugün türkiye’deki gazetecilik ortamında “lüks mesele” sayılabilecek hale geldi. bugün gazete diye yayımlanan şeylerde o kadar açıkça yalan söyleniyor, o kadar acemice sahte belge üretiliyor ki, bunların “basın özgürlüğü” altında ele alınabilmesini anlamak mümkün değil. bu sahteciliğin hiçbir yaptırımının olmaması da anlaşılır gibi değil – ne meslek kuruluşları bir iç denetim mekanizması yürütebiliyor, ne de yargının konusu oluyor bu “fotoşok” çalışmaları. elbette bu da en başa, “toplumsal sistem”in çöküşüne bağlanıyor. “istemeyen okumaz” diyerek geçilecek şeyler değil bunlar, çünkü hepsi, içine girdiğimiz “toplu cinnet hali”ni besliyor – en ufak bahaneyle "kurt adam"a dönüşmemizde, “ağzını burnunu dağıtırım senin” korosu haline gelmemizde, “tribün gazeteleri”nin (ve televizyon kanallarının elbette) payı büyük.

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.