10.8.14

kısa bir değerlendirme



seçim beklendiği gibi sonuçlandı; erdoğan cumhurbaşkanı oldu, ekmeleddin bey sakin hayatına bu akşam itibariyle geri döndü, demirtaş da önümüzdeki dönemin yükselen siyasetçisi olacağını kanıtladı.

buna ek olarak, chp'nin (ve tabii mhp'nin) "ders almama/laf anlamama" durumunun bir kırk yıl daha süreceği artık kabul edilmeli. hala "oylar bölünüyor" diye yakınan aklı başında insanlar, "tatilciler oy vermeye zahmet etmedi" diye çemkirenler var. tepeden belirlenmiş bir adayın, partililerce ve seçmen kitlelerince otomatik olarak benimsenmesini beklemek, benimsenmediğinde de suçu bu belirleme biçiminde ve adayda değil, seçmenlerde bulmak nasıl bir körlüktür, anlayabilmiş değilim. chp ve mhp, akp'nin oylarını almayı umarak seçtiler ekmelettin bey'i, kendi tabanlarından oy kaybetmeyi de göze aldılar. risk hesabı olarak belki de doğruydu, çünkü kendi tabanlarıyla sınırlı kaldıklarında zaten erdoğan'ın oyunu geçemeyeceklerini biliyorlardı.

ama işte siyaset her zaman "hesap"tan ibaret değil. akp seçmeni erdoğan'ın etrafında mobilize oldu, muhalefet partileri organize olamadı, medya kullanımı açısından, bütçe-bağış açısından büyük eşitsizlikler ve manipülasyonlar oldu, ekmelettin bey'in ne olmadığı, demirtaş sayesinde daha da net ortaya çıktı ve chp-mhp adayı, bırakın akp seçmenini, kendi seçmeninin aklını/gönlünü çelemedi.

çalışmayınca, dersine de çalışmayınca olmuyor işte.

yenmişe kuzu. bundan sonrası, seçimin kendisinden çok daha ilginç olacak. erdoğan, cumhurbaşkanının anayasada tanımlı yetkilerinin tümünü kullanacak elbette, ama sanılanın aksine, başkan olmasını sağlayacak sayısal meclis üstünlüğünü bir erken seçimde elde edememek onu çok da dizginlemeyecek. bugüne kadar cumhurbaşkanları, anayasada yazılı yetkilerinin tümünü teamül gereği nasıl kullanmadıysa (bakanlar kurulu toplamak gibi), erdoğan da tam tersine kendi getireceği teamüllere göre, kendisine tanınan yetkilerden fazlasını karşısındaki siyasal aktörlerin rızasıyla kullanmaya yönelecek. açıkça yasaklanmamış her şeyi yapacak, yasaklananların da etrafından dolaşmaya bakacak. birçok şeyin, erdoğan öyle istediği için, kılıfına uydurularak gerçekleştirildiğini göreceğiz.

davulla tokmağın ayrıştığı bu durum, elbette kendi içinde diyalektik bir ilişki doğuracak. eskiden erdoğan'la aynı gemide olmanın verdiği tedirgin bir güven vardı, artık o olmayacak bir kere, çünkü cumhurbaşkanının yasal sorumsuzluğu, diğer aktörleri korumayacak. ama bu durumun bir krize ne kadar hızlı evrileceği, içsel ve dışsal pek çok faktöre bağlı. erdoğan'ın hırçın ve gözü iyice kararmış radikalliği sürerse, ikinci bir cumhurbaşkanlığı dönemini beklemeden türkiye siyaseti ciddi bir sarsıntıdan geçecek, o kadarı belli.

bu bir son değil. belki sonun başlangıcı bile değil. ama başlangıcın sonu olduğu kesin, demişti churchill. yükselen her şey, sonunda düşüyor. önemli olan, nereye düşeceği.

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.