16.7.14

kafamız iyiydi...



bir yandan bonzai salgını, bir yandan muslukları açarak hükümeti düşürme komplosu, aklıma eski komşumuz nihat abiyi getirdi.

nihat abi sessiz sakin, tamamen kendi halinde, kırklarında bir adamdı, akşamları bir duble rakısını içer, yazları erdek'te kiraladığı ufak yazlığına gidip tatilini yapar, büyükçe bir şirketin muhasebesinde çalışır, bekar hayatını geçirirdi. tek başına yaşardı aslında, ama karşı dairesinde annesi feride teyze otururdu.

bir gün nihat abi bacağını kırdı, kötü de kırmıştı, bir süre evden çıkamayacağı anlaşıldı. ben de arada sırada ziyaretine gitmeye, benden istediği kitapları götürmeye başladım. uğur mumcu - aziz nesin çizgisinde bir okurdu nihat abi, ama roman getirmemi istemişti benden, ben de hemingway götürdüm ilk olarak, sonra yolumuz woody allen'a kadar uzandı.

kırığın üçüncü haftası filandı, kötü haber geldi: nihat abi kalp krizi geçirmişti. kırık bacak, nihat abiyi öldürmüştü.

fakat kazın ayağının öyle olmadığı bir süre sonra anlaşıldı. meğer nihat abi sağken evde, salonda, pencere önünde esrar yetiştirirmiş. ölmeden önceki gece, iki kuzeniyle birlikte hem mahsul tadımı yapmışlar, hem de zuladaki kubarın dibine darı ekmişlerdi. sabaha kadar takıldıktan sonra nihat abi -esrardan mıdır, nedendir bilinmez- fenalaşmıştı; iki kuzeni de onu arabaya atıp hastaneye götürmek istemiş, ama nihat abi daha yolda son nefesini vermişti. iki kuzen arabayı kenara çekip bir süre ağladıktan sonra, kan testi filan yapılır, başları esrar meselesinden belaya girer diye hastaneye gitmekten vazgeçmişti. nihat abinin hala sıcak cesedini eve geri getirmiş, yatağına yatırmış, kül tablalarını temizleyip evi havalandırdıktan sonra feride teyzeye haber vermişlerdi.

nihat abi bugünleri görseydi herhalde pencere önünü boşaltır, geceleri yatarken pencereleri açık uyurdu. memleketin havası hakikaten acayip bir kafa yapıyor çünkü.

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.