29.6.11

edebiyatta içtenlik ve fal

bir genelleme olarak amerikalılar, yazarlarının içten olmasına bayılır, hatta en çok aradıkları özellik budur diyebiliriz, "içten ol ciğerimi ye" bir okurdur amerikan okuru. bu da anlatım yeniliklerinden ya da özelliklerinden çok, hikayenin kendisine ve onu aktaran dilin sıcaklığına odaklanmayı getirir beraberinde. entellektüel yaklaşımlara prim vermezler, "harbilik" isterler.

yeşim erdem'in filedelfiya hikayeleri'ni okurken bunu düşündüm. kitabı kitapçıda kurcalarken, kasabalılara tarım ilacı satmaya çalışan bir adamın konuşmalarını okuyup düpedüz gülmüş ve sonra bunun başıma ne kadar az geldiğini fark edip satın almıştım. iyi yapmışım. öyküler birer mizah öyküsü değil, yanlış anlaşılmasın, ama belli bir ironi var hepsinde, sevimli bir ironi bu, yakıcı değil; ya anlatıcının dilinde, ya da karakterlerin repliklerinde. bir karakter grubu düşünün, sırayla başrole çıkıyorlar, diğerleri arkaplanı oluşturuyor, figüranlık yapıyor. mekan aynı kasaba ve bağlantılı olduğu yerler (gıyabında izmir ve istanbul örneğin), zamansa yaklaşık bir otuz yıllık dönem, kabaca seksenlerden günümüze. yeşim erdem'in yazar olarak erdemi, karakterlerini çok iyi hissediyor ve okuyucuya hissettiriyor oluşu ve bunu psikolojizm tuzağına pek düşmeden yapması. onlara ve hikayelerine öyle içtenlikle yaklaşıyor, onların da birbirleriyle ilişkilerinde aynı içtenliği sergilemesini öyle iyi sağlıyor ki, zaman zaman diyalogların kasılmasını ya da bazı öykülerin öykü olamayıp anı ya da karakter eskizi olarak kalmasını insan rahatça sineye çekiyor. (lakin kitabın adını "filedelfiya" koyup sonra kapakta philadelphia'dan bir ev resmi kullanmak nedir kuzum?)

orçun türkay'ın belkıs, cevat ve ne idüğü belirsizler adlı küçümen öykü kitabı çok farklı bir "eda" barındırıyor. içtenlikten yoksun olduğundan değil; karakterlerle anlatıcının, anlatıcıyla yazarın iç içe geçmesinden, yer değiştirmesinden gelen bir içtenlik burada da var. ama bu kitabın ilginç yanı, orçun'un kendi çizimlerinden/desenlerinden birer kahve falı gibi yararlanması, onları okumaya çalışarak çatması öykülerini, hatta bizzat bu çatma işlemini ortalık yerde yaparak, öykünün yaratılma sürecini ifşa etmesi, bunu öykünün parçası haline getirmesi. içtenlikse, bu da içtenlik işte. öyküler de bu çizimlerin doğasını paylaşıyor: yer yer ayrıntılı ve işlenmiş, yer yer bir iki kalem darbesiyle geçilmiş.

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.