4.1.11

olağan şüpheliler

medya -malum- şöyle çalışıyor: gündem denilen kuyuya birisi taş atıyor, medyacılar bu taş hakkında bilgi toplama, üretme, bütünlüklü birşey çıkarma yetisine/ eğitimine/ zamanına sahip değiller, o yüzden birilerini taş hakkında konuşturmak istiyorlar, genellikle taş hakkında o kadar az şey biliyorlar ki doğru insanlara doğru soruları sormaları bile çok zor oluyor. o zaman ne oluyor - geniş taş kategorileri için belledikleri standart insanlar var, hemen onların kapısını çalıyorlar.

ben de bu olağan şüpheliler arasına hasbelkader girmişim anladığım kadarıyla. şeytan ayetleri'yle ilgili bir internet sitesi görüp blogda yazdım diye, türkiye'nin salman rushdie uzmanı haline gelivermişim. bu kitap nasıl yayımlanacak diye bana soruyorlar. üşenmeyip ahkam kessem kendime ekran kariyeri yapabilirim belli ki.

yazın kar yağsa benden bilecekler yakında, gibi hissettim birden.

2 comments:

  1. soru sorduğun için soru soruyorlar.
    cevap aradığın için cevap vereceğine inanıyorlar.
    bilmek istediğin için bildiğini düşünüyorlar.

    ReplyDelete
  2. bir de şöyle düşün anglosakson edebiyatıyla ilgili bilgiye muhtaç biri bunu sana sormakla hata etmiş olmaz.

    al mesela: bugünlerde o berbat ingilizcemle yeniden okuyorum b. s. johnson'ı. "bu adam kim, kitabı niye ülkemizde basılmıyor, hatta kendi ülkesinde bile niye yıllarca basılmamış the unfortunates?" sorusunu sorabileceğim üç kişi var mı türkiye'de? cevap verebilecek kaç kişi var?

    salman rushdie şöhretini yazısının fevkaladeliğine borçlu değil, hakkındaki anlamsız "katli vaciptir" fetvasına borçlu, bu fetva bir romanı ciddiye alan şia alimlerinin neyi ciddiye alıp neyi almayacaklarını bilmediklerini göstermesi açısından anlamlı. bir romanı kuran'ın karşısına koyup, o'nu kuran'a eleştiri getirebilecek, kuran'ı yargılayabilecek çapta bir metin olarak görenler islam'ı, islam hukukunu (pardon, şia hukuku demek gerek) bildikleri kadar romanı, edebiyatı bilmiyorlar demek ki! bilmiş olsalardı şimdiye dek içeriğindeki kuran'a ilişkin ayrıntılarla değil estetik önemiyle anılması gereken bir kitaptan bahsediyor olurduk. ki fetvayı veren humeyni'nin edebiyatla başının hoş olduğuna ilişkin bir veri de yok zaten elimizde. o kitabı okudu mu humeyni sorusuna cevap bulunamamıştır. konu hakkında bilgisi olanlar varsa paylaşsın, bir fransız gazeteci soruyor, okudunuz mu diye, humeyni soru sorulmamış gibi devam ediyor. ediyordu demeli, geçmiş zaman nerede okuduğumu anımsamıyorum. meselenin öbür tarafı da irdelenmeli, o fetvayı verenler bu kitabı nasıl bir zihinle okudu ya da okumaya bile gerek görmedi? ama kim irdeleyecek değil mi bunları? belki iran'la ilgisi olan biri? kim? cihan aktaş mı? olabilir mi?

    ReplyDelete

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.