31.1.11

küsmek - pelit'in bir teması üzerine çeşitleme

sözcüğün çocuksu, olgunlaşmamış, kaprisli bir yanı var, evet. birilerine küsen insanları da, öğrendiğimde küsme nedenlerini de hemen hep çocukça ve kaprisli buldum, doğru. küsmenin çok türk işi olduğunu söylemişti onlarca yıldır yurtdışında yaşayan bir arkadaşım - onun gözüyle bakınca bana da eni konu doğru geldi bu saptama. dolu dolu bir ingilizce karşılığı yok mesela. insan birisini görmemeye, hayatından çıkarmaya karar verebilir, bu da küsmekten farklıdır tabii - yaşam biçimini, kişiliğini, sözlerini, davranışlarını tahammül edilmez bulursunuz, onu taşımak sizi de ağırlaştırmaya başlamıştır, ya da ona benzemeye başladığınızı, onda katlanamadığınız şeylerin ufak ufak sizde de belirdiğini görürsünüz, uzak durmanın tek çözüm olduğuna karar verebilirsiniz bunun üzerine. çok sevdiğim bir arkadaşım, onun hakkında bildiğim şeyler yüzünden, daha doğrusu bu şeyleri bildiğimi karısı da bildiği için beni hayatından çıkarmıştı; benim kim olduğumu tanımlayan şeylerin başında geliyordu artık bu durum. on yıldan fazla oldu, bugün yolda karşılaşsak, elma çalarken yakalanmış gibi bir ifade kaplar yüzünü, yüksek sesle anlamsız laflar eder ve bir an önce uzaklaşmaya bakar hala.

küsmekse birisinin sizin hakkınızda belirli birşey söylemesi ya da size belirli bir davranışta bulunması üzerine olur çoğu zaman. genelde değil özelde birşeydir; insanlarla alay eden biri olması değildir neden, sizinle (ya da çok sevdiğiniz bir başkasıyla) alay etmesidir.

ben küsmemeye çok özen gösteririm; son birkaç yıldır artan asosyalliğim sayesinde, küsmemi gerektirebilecek durumlarla da fazla karşılaşmıyorum zaten. bir kere küstüm, bundan iki üç yıl önce; hala küsüm o eski arkadaşımla. tam da yukarıda tarif ettiğim gibi bir nedenden dolayı: iki arkadaşıma söylediği, bana nasıl baktığını apaçık ortaya koyan ve beni hiç beklemediğim bir yerimden, hiç ummadığım ölçüde yaralayan, ufak, geçerken söylenmiş ve belki de şimdi sorsalar hatırlamayacağı bir söz yüzünden. kin tutmayı beceremem, yüzüm yumuşaktır, sevgisizlik taşımak beni yorar; ama hala küsüm işte.

neden peki? arkadaşlık işteş birşey olduğu için belki. ben onun arkadaşı değilsem, o da benim arkadaşım olamaz, tanımı gereği - tek taraflı yürümez arkadaşlık. benim arkadaşım olmadığını, çünkü onun arkadaşı olduğuma inanmadığını söyleyen birine, arkadaşımmış gibi davranmayı sürdüremem.

bir de şu: bir tür aydınlanma, perde kalkması, geçmişteki küçük olayların bu yeni paradigma içinde yeni anlamlara kavuşması - şöyle de yapmıştı, şunu da demişti...

bir de, tabii, şu: hayattaki en yakın arkadaşı olan kişinin arkasından, bu arkadaşım, öyle şeyler söylerdi ki. arkadan konuşma, çekiştirme gibi pis bir huyu vardı gerçekten ("yüzüne de söylüyorum" dedi ama avutuyordu kendini) ama bu huy, bizim arkadaşlığımızın kapısından içeri geçmez diye düşünürdüm hep. ortak iki arkadaşımıza söylediği o küçük söz, bunun tabii ki doğru olmadığını gösteriverdi bana, benimle arkadaşlığı da, öbür arkadaşlığı gibiydi en iyi ihtimalle. bunu midem kaldırmadı nedense.

küsmek, onun bendeki payını inkar etmeme, onu ne kadar çok sevmiş ve ona ne kadar koşulsuz güvenmiş olduğumu unutmama yol açmadı, ama ağızlarını daha önce yaktığı eski ortak arkadaşlarımız bu işe çok sevindi - nihayet ben de onun gerçek yüzünü görmüştüm ve salak gibi onu sevmeyi, önemsemeyi, meclislerde savunmayı sürdürmeyecektim artık. haklı çıkmaları, beni bu küslükte en çok üzen şeylerden biri oldu sonra. onun arkadaşım olduğuna inandığım, onu sevdiğim zamanlarda hissettiklerimi özlüyorum bir de, kesilmiş bir kolun hala kaşınması gibi.

2 comments:

  1. çok dokundu, bloguma alıyorum yazıyı haberin olsun.

    ReplyDelete
  2. 1.5 yıldır bana küs olan bir iş arkadaşımla kendisinden özür dilememe bağlı olarak barıştık geçen hafta...

    ReplyDelete

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.