16.8.10

bilinmeyen, lanetli, hastalıklı

faruk ulay'ın yeni kitabı üç parça toprak, notos'tan çıktı. üç gruptan oluşmuş, her grupta 99 kısa metnin yer aldığı, türk okuru için enikonu tuhaf bir bütün bu. tadımlık vermek gerekirse:

"Ağır bir dolu sağanağı sonrası. Hasar tespiti için sokaklardayız. Su birikintilerine kurbağalar çöreklenmiş. Dillerinde kelebek kalıntıları. Yeni bir saldırıya hazırlanıyorlar." (terra incognita)
* * *
"Ufak tefek, yaşlıca bir adam. Kışın, gün batarken ortaya çıkıyor. İyi giyimli. Kucağında boş patates çuvalları. Meydan saatlerinin üstünü örtüyor. Ardında gece bekçileri. Düdük çalıyorlar, 'Hayrola hemşehrim, belediyenin adamı mısın?' diye soruyorlar. Adam oralı olmuyor. Büyük bir çeviklikle tırmandığı direklerin tepesindeki saatlere çuvalları geçirip bir saçak altına giriyor, paltosunun cebinden çıkardığı termostan çay yudumlayarak sabahı bekliyor. Ortalık aydınlanırken çuvalları toplayıp kayboluyor. 'Anlaşılmaz bir meslek,' diyor bekçilerden biri. Öteki uzun uzun esniyor." (terra damnata)
* * *
"Yerküre bizi taşıyor. Uzay bizi sarıyor. İkisinin de ayağı yere basmıyor. Birbirimize tutunarak oturuyoruz. Sanki ayyuktayız." (terra infirma)

bu kitabın tuhaf olmasının temel nedeni, faruk ulay yazısının türkiye'de hala yeterince tanınmıyor olması elbette; yoksa ulay okuru olanlar (bir avuç insan!) için, bu metnin beklenmedikliği, ancak damıtılmışlık ve yoğunluk düzeyine şaşırmaktan kaynaklanabilir.

ulay, sözcüklerle 297 dünya çiziyor - karanlık, paradoksal, gerçeklikle ilişkisi tartışmalı, ürkütücü, tedirgin edici, yalnızlıkla, örtük ya da açık bir şiddetle yoğrulmuş, insanın üstüne üstüne gelen dünyalar bunlar; aslında tek bir dünyanın çeşitli yüzleri olduğunu söylemek mümkün. ulay'ın betimlemeleri zaman zaman siyasal, zaman zamansa ironik, klinik, duygulu. leitmotiflerin izini sürme zevki veren metinler bunlar. okuyucuyu yazarla aynı safa koyuyor iki bölüm, ortadaki bölümdeyse okuyucu bir başına; ama yazarla aynı safta yer almanın pek de korunaklı bir pozisyon olmadığını anlamakta gecikmiyoruz, çünkü bu üç parça toprakta hepimiz temelde yalnızız ve aslında hiçbirimiz için kurtuluş yok. bu topraklarda yeşerecek şey her neyse, umut değil.

ışıl ışıl parlayan bir karanlık tutuyoruz elimizde, bembeyaz iki kapağın arasında. sanki, hakikaten, ayyuktayız.

No comments:

Post a Comment

adınızın görünmesini istiyorsanız ama google hesabınız yoksa lütfen yorumunuzun sonuna adınızı ekleyin.